Dr. David Kelly'nin ölümü

Geçen hafta evinden beş mil kadar uzakta ölü bulunan Dr. David Kelly, Britanya Savunma Bakanlığı'nın...

Geçen hafta evinden beş mil kadar uzakta ölü bulunan Dr. David Kelly, Britanya Savunma Bakanlığı'nın üst düzeyde bilim uzmanıydı ve bakanlığa bağlı, silahların yayılması ve denetimi sekreterliğinin baş danışmanı olarak çalışıyordu. Ölümüyle sonuçlanan, son haftalardaki gelişmeler de, Kelly'nin bu konumuyla ilgili. Britanya hükümetinin, ABD ile birlikte, Irak'a karşı savaşında sağlam bir zemin üzerinde yürünmediği eleştirilerini savuşturmak üzere ileri sürülen 'kanıtlar' arasında, Irak'ın 45 dakika içinde etkin bir duruma getirebileceği kitle imha silahlarına sahip olduğu iddiası da vardı. Bir süre önce, BBC'deki bir haber programında, bu bilginin, Blair hükümetinin müdahalesiyle, o raporu daha cazip kılmak amacıyla metne yerleştirildiği ve aslında, Irak'a ilişkin gerçeği yansıtmadığı ileri sürüldü.
Bu bilgiyi BBC'ye sızdıran kişinin Kelly olduğu iddiaları, Avam Kamarası dış ilişkiler komitesinde sert bir üslupla sorguya çekilmesi, hükümetin BBC'yi ithamı, Kelly'nin ölümü, Başbakan Blair'in sorumluluk kabul etmeyeceği fakat gerekirse ifade verebileceği şeklindeki teminatı, son günlerin zincirleme olayları.
David Kelly'nin, şimdilik intihar görünümü verdiği söylenen ölümü hakkında, henüz fazla bir bilgi yok. Eğer bu bir intihar vakasıysa, elbette adli bakımdan kimseyi itham etmek mümkün olamaz. Ama bir insanın, bu gelişmeler nedeniyle ölümü tercih etmesindeki ağır sorumluluk yükü göz ardı edilebilir mi? Eğer ortada bir intihar vakası yoksa, Blair hükümetinin vereceği hesap tüm dünyayı ilgilendirir.
Bu olayların art arda patlak vermesi, Tony Blair'in 'önalıcı savunma doktrini'ni ilan etmesine paralel oldu. Kısaca, bunun anlamı, ülkesindeki insanlara zulmeden yönetimlere karşı, devletin egemenliğinden kaynaklanan sınırlamalar umursanmaksızın müdahale edilebilmesidir. Aslında bu sözleri, Blair'in ağızından daha önce de duymuştuk. Yugoslavya'ya yönelik NATO saldırısı sürerken, Nisan 1999'da, Chicago Ekonomi Kulübü'ndeki konuşması da bu tavırla ilgiliydi.
Bugün, Blair'in, umuma açıklanan doktrini, daha çok çalınan minarenin kılıfını bulma çırpınışıdır. David Kelly'ye atfen ortaya dökülen, Blair hükümetinin çarpıttığı gerçeklerle, aslında Irak'a karşı bir silahlı saldırının ne kadar da meşru ve acilen yerine
getirilmesi gereken bir görev olduğunun gösterilmeye çalışılmasından başka bir şey değildir.
Böylece yapılmaya çalışılan, 11 Eylül saldırılarını payanda yapmaya çalışan saldırgan bir dış politikayla dünyanın, fakat öncelikle ABD ve Britanya'nın nasıl büyük bir tehditle karşı karşıya bulunduğunun kötü bir biçimde resmedilmesidir. Nitekim durum, ABD bakımından da farklı değil. Kitle imha silahlarına ilişkin iddiaların bu yönde kanıtlanamaması, CIA Başkanı'nın sorumluluğu üstüne almakla birlikte, bunda, Britanya istihbaratının verdiği bilgilere dayandıkları şeklinde mazur gösterilmeye çalışılmıştı. Britanya'daki durumsa, hırsın aklın önünde gitmesiyle bir trajediye döndü.
Irak sorununu, Britanya kesiminde, Dr. Kelly'nin ölümüyle sonuçlanan olayın öyküsünü adım adım takip edip, sıkıntılı anlarıyla adeta yeniden yaşamak ve yorumlamak mümkün görünüyor. Bunda, elbette Kelly'nin hükümet içindeki konumunun da etkisi var. Fakat böylece berraklaşmaya yüz tutan, aslında bir gerçeğin gerçek olmaktan çıkarılmasının öyküsü. Ama mutlak bir
gerçekle sonuçlandı, ölümle. Ama bu sonla yüzleşen Iraklıların ve orada ölen işgalci kuvvetlere mensup askerlerin sayısı da, söylendiğine göre, 10 bine yaklaşmış. Hangi medya, tek tek bu öyküleri görme ve gösterme gücüne sahiptir ve hangimiz bunu kaldırabiliriz?
Bir dış politika ilkesi olarak ahlaki önceliği, ancak bir seçim dönemi ve o da kırık dökük bir şekilde, elinde tutmaya çalışan Tony Blair'in, Amerikalı ortağıyla birlikte örtmeye çalıştığı da aslında böyle bir gerçek.