Duygu ve savaş

Başbakan, "Duygusal olmayın; bu, ülke çıkarıyla ilgili" demiş. İnsanilik alıp başını gitmesin?

Başbakan Abdullah Gül'ün, hükümetin ABD'ye, Irak müdahalesinde destek
vermesine kapı açacak Meclis kararı konusunda AKP milletvekillerine,
'Duygusal olmayın, bu devlet işi, ülke çıkarıyla ilgili bir durum' şeklinde konuştuğu belirtiliyor.
Her şeyden önce, savaşa karşı olmak duygusal bir ruh halini ifade etmez. Kaldı ki, burada söz konusu olan, sadece bir uyuşmazlığın kuvvete başvurularak çözümünden medet ummanın reddi değil, bir hükümet kararının ulusal ve uluslararası hukuk kurallarına da aykırılığına duyulan bir tepkidir. Bu, tarih boyunca süren, kaba şiddete karşı hukukun üstünlüğü mücadelesinin bir başka örneğiyle karşı karşıyayız.
ABD'nin, özellikle Bush yönetimiyle birlikte daha da belirginlik kazanan bir biçimde yapmaya çalıştığı, uluslararası toplumu, medeni ve ortak kurallara bağlı, yapısal bir düzene kavuşturma çabalarını, tek başına, pervasızca ve kaba bir şiddeti yücelterek darmadağın etmekten başka bir anlama sahip değil. Açıkça ve kesinlikle, hükümetin bu çabalara destek verme kararının da bu anlayışın bir ifadesi olacağı tartışmasız..
Hükümet tezkeresinde, ABD askerlerinin Türkiye'ye getirilmesine ilişkin paragrafta, bunun, 'uluslararası meşruiyet kuralları çerçevesinde' yapılacağına ilişkin bir kayda yer verilmiş. Herhalde hükümet üyeleri de, mevcut koşullarda, bu ifade tarzının aslında hiçbir anlama sahip olmadığının farkındadır. Üstelik bunu saptamak için, uzun boylu uluslararası hukuk yorumları yapmaya da gerek yok. Anayasa'nın 92. maddesinde öngörülen 'uluslararası hukukun meşru saydığı haller' koşulu gerçekleşmemiştir. Çünkü ABD, hukukun meşru kabul ettiği, istisnai kuvvet kullanma halleri dışında bir askeri müdahale planlıyor.
ABD'nin ve Britanya'nın bu hukuki zayıflığı, bu hafta, İspanya ile birlikte Güvenlik Konseyi'ne sundukları, içerikten yoksun, cılız karar tasarısından da açıklıkla anlaşılıyor. Daha, bir önceki Konsey kararı bağlamında yürütülen denetim faaliyeti tamamlanmadan aceleyle kaleme alınan bu kararın özü sadece şu: Irak'ın Konsey'e sunduğu raporlar, yanlış açıklamalar ve eksiklikler içermektedir; böylece Irak, Konsey ile tam bir işbirliğinde bulunma ve onun kararlarına uyma yükümlülüğünü ihlal etmiştir. Sonuç: Her ne kadar bu karar tasarısında açıklıkla ifade edilmemiş olsa da, Irak'a karşı silahlı bir müdahalede bulunulması.
Böyle bir karar kabul edilmiş olsa bile, makul, iyi niyetli ve sorumluluk sahibi kişilerce, artık uluslararası hukukun öngördüğü meşruiyetin sağlandığı şeklinde yorumlanabilir mi?
Bunlara ek olarak, ABD'nin Irak'ta gerçekleştireceği bir askeri harekât sırasında, uluslararası silahlı çatışmalarda uyulması gereken hukuk kurallarına kasten veya ihmal sonucunda uyulmaması durumlarına karşı, ABD kendisini oldukça korunaklı bir konuma almıştır. Bu askerlerin, sorumluluklarını saptayıp cezalandırılmalarını öngören bir uluslararası yargısal denetime tabi tutulmaları mümkün olamayacaktır. Zira Bush yönetimi, işbaşına gelir gelmez bu konuda her tedbiri almış durumda. Bu kişilere, ancak ABD askeri ceza yasaları uygulanabilir. Vietnam Savaşı'nda aynı şekilde davranan bazı ABD askerlerinin, bugün Kongre üyesi olarak hizmette bulunduğu unutulmasın.
Ama ABD, Irak'ta ele geçirdiği ve terörizmle küresel mücadelesi gereğince ülkesine götürerek sorgulayıp yargılayacağı Iraklılara hangi hukuku uygulayacaktır dersiniz? Kasım 2001'de Başkan Bush'un bir talimatıyla açıklanan hukuk kurallarını. Buna göre, Başkan'ın seçip atayacağı ve sadece yabancıları yargılama yetkisine sahip yargıçlar ölüm cezasına da karar verme yetkisine sahiptir.
Ve bu yargıçların kararının temyiz mercii de Başkan'ın kendisidir. Sanırım, bu modelin Saddam Hüseyin'in kendi modelinden tek farkı, kâğıda dökülmüş olması.
Bu gerçeklere rağmen, hükümet tezkeresinin girişine, 'uluslararası meşruiyet' vurgusunu koymaktan kaçınmayan hükümetin bu güveni nereden doğuyor?
Yoksa, ciddi ciddi 'devlet işi, ülke çıkarı' derken, insanilik ve basiret
alıp başını gitmiş olmasın?