'Gelecek korkusu'

Beş yılı aşkın bir süre önce, Kıbrıs uyuşmazlığı konusunda George Mason Üniversitesi'nin Cenevre'de düzenlediği özel bir atölye çalışmasına davet edilmiştim.

Beş yılı aşkın bir süre önce, Kıbrıs uyuşmazlığı konusunda George Mason Üniversitesi'nin Cenevre'de düzenlediği özel bir atölye çalışmasına davet edilmiştim. Toplantının katılımcıları, Kıbrıs'ın kuzeyi ve güneyinden beşer kişi, Yunanistan ve Türkiye'den de beşer kişi şeklinde toplam 20 kişiden oluşuyordu. Bu üniversitenin çatışma çözümü bölümünün tasarımını yaptığı interaktif bir yöntemle sürdürülen ve Kıbrıs uyuşmazlığının çözümüne ilişkin başlıca engellerin ve çözüm seçeneklerinin irdelendiği bu çalışmanın sonucunda, en temel engel olarak ortaya çıkan konu 'gelecek korkusu' olarak belirmişti. Bu, kimsenin, çalışmanın başlangıcında özellikle vurguladığı bir konu değildi, fakat katılımcılarca önerilen yüzlerce engel ve çözüm önerisinin birbiriyle karşılaştırılması ve değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkan ya da geriye kalan en kemikleşmiş etmen buydu.
Kıbrıs'ın kuzeyinde, sonuncusu iki gün önce yapılan büyük gösterinin haberlerini okurken o toplantıyı hatırladım. Geçen ay da, bir benzeri yapılan bu gösterilerde mevcut Kuzey Kıbrıs yönetimi ve Türkiye'yle ilişki biçimi eleştiriliyor, AB'ye üyelik arzusu coşkuyla ifade ediliyor. Katılımcı sayısının on binlerce olmasının, 200 binlik bir nüfusa sahip KKTC bakımından görmezden gelinemeyecek bir protesto niteliği taşıdığı tartışmasız. Üstelik bu, yıllardır Türkiye ve KKTC siyasilerinin ısrarla vurguladığı gibi, KKTC'nin bir demokrasi olduğu yolundaki beyanların, belki de en gerçek göstergelerinden biri olarak görülmeli.
Bu bağlamda yapılan değerlendirmelerde, hep bir gençlik vurgusu dikkat çekiyor. Bu toplantılara katılanların yaş profili elbette çıkarılmış değil, ama bu toplantılarda görünür olan, renkli, coşkulu bir gençlik kitlesi var. Değişik vesilelerle, gerek öğrencim olarak gerek Türkiye'de ve Kıbrıs'ta katıldığım toplantılarda tanıdığım bu kuşak gençlerin kendilerini tanımlama biçimi, son haftalarda olanlar bakımından da çok anlamlıydı. Bu gençler, kendilerini '1974 sonrası çocukları' olarak tanımlıyorlardı.
Gençlerin, sadece genç olmalarına bağlı olarak geçmişi ret ve inkâr tavrı içinde oldukları şeklinde itham edilmesi, biraz kolay, basit ve nefret dolu bir eleştiri değil mi? Kaldı ki, bunun, Kıbrıs için çok daha da zor olduğu kanısındayım. Hemen her ailenin, adada yaşanan çatışma ortamından değişik derecelerde etkilendiği söylenebilir. Hayatın değişik ayrıntılarında, bu acıların yükünü hissetmek mümkündür. Ve hatta, asıl yapılması gereken de, hafızalardaki bu çatışma yükünün azaltılmaya çalışılması olmak zorunda. Bu nedenle, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı'nın ileri sürdüğü gibi, KKTC'deki ders kitaplarında, geçmişin acılarının yeterince aktarılamadığı ve gençlerin bunun etkisiyle sokaklara döküldüğü yolundaki görüşleri de anlamak mümkün değil.
Ama şu söylenebilir: Yukarıda belirttiğim o toplantıda ortaya çıkan karanlık sonuç, 'gelecek korkusu', sanırım en çok da gençler tarafından hissedilir. Yaşlıların, geçmişe dalıp gelecek umudunu yitirmesiyse, insan hayatının trajik veçhelerinden biri olsa gerek.
Öte yandan, bu gösterileri dillendiren kesimlerin, kanımca asıl dikkat çekmesi gereken bir konu, başlı başına AB üyeliği olarak tasarlanırsa, bu yeterli olamayacaktır. Bugüne kadar, Kıbrıs'ın kuzeyi ve güneyinde, ayrıca Yunanistan ve Türkiye'de de görülen, adaya ve adalılara sadece stratejik değerler olarak yaklaşma tarzı terk edilmeli. Bunun en önemli itici gücüyse elbette toplumsal zeminden hareketle belirlenmek zorundadır. Demokrasi olduğunu beyan eden her ülkede, halkın kendi geleceğini belirleme hakkının icrası, sadece seçme ve seçilme hakkının içine hapsolunamaz.
KKTC yönetimi, kendini, bir demokrasi olduğuna dair güçlü verilerle toplumlararası görüşmelere başlamış kabul etmeli.