Genelkurmay, Dışişleri ve ABD

Geçen hafta, 24 Mayıs günü, Türkiye hava sahasının ABD'ye ait iki F-16 savaş uçağı tarafından dört dakika süreyle ihlal edildiği bilgisinin basında yer almasıyla birlikte gelişen siyasi ve diplomatik ilişkiler yatışmış görünüyor.

Geçen hafta, 24 Mayıs günü, Türkiye hava sahasının ABD'ye ait iki F-16 savaş uçağı tarafından dört dakika süreyle ihlal edildiği bilgisinin basında yer almasıyla birlikte gelişen siyasi ve diplomatik ilişkiler yatışmış görünüyor. Fakat bazı konuların netleştirilmesinde de birçok bakımdan yarar var.
İlk konu, devletin farklı aygıtları arasındaki ilişkilerin yöntemiyle ilgili. Genelkurmay Başkanlığı'nın bu konuya ilişkin bilgilere yer verdiği internet sitesindeki 'Hava Sahası İhlalleri' başlıklı sayfada yayınlanan listede, 'Alınan Tedbirler' başlığı altında, "Gerekli girişimlerde bulunulması maksadıyla olay Dışişleri Bakanlığı'na bildirilmiştir" cümlesine yer verilmiş. Herhalde böyle bir bilginin, Bakanlık nezdinde ne zaman, hangi daireye ve nasıl bildirilmiş olduğu konusunda bir belirsizlik olması, idarenin işleyişine ilişkin esaslar bakımından pek anlaşılır bir şey değildir. Konu, bu ölçüde bir aleniyet kazanmış olduğuna göre, böyle bir durumun açıklık kazanması da önem taşıyor.
İkinci olarak, Dışişleri'nin bu konuda bilgi sahibi olmasına rağmen, konuyu basına açıklamaksızın fakat diplomatik kanaldan bir girişimde bulunma şeklinde değerlendirmek istemiş olacağı da akla gelebilir. Bu durumda, askeri kanadın bu gelişmeyi basına aksettirmiş olması, hükümet cephesinde bu konu hakkında böyle diplomatik bir girişimde bulunulmasını önleyici ve adeta, hükümeti meydana çıkmaya zorlayıcı bir etkiye sahip görülebilir. Eğer böyleyse, bunun, konuya ilişkin Anayasal yetkiler ve idari karar alma mekanizmalarıyla da bağdaşmadığı söylenebilir.
Her iki kurum arasında nasıl bir ilişki gerçekleşmiş olursa olsun, doğrudan doğruya devlet aygıtları arasında bu konuda bir iletişimde bulunulmasının neden hızla sağlanamadığı sorusu cevapsız kalmış görünüyor. Bu, ilgili evrakın fiilen iletilmiş olup olmamasının ötesinde, bu konuya ilişkin kurumsal tutumların, ya büyük bir kapalılık ya da inanılmaz bir açıklık gibi iki uçta görünmesiyle ilgili bir durum.
Konunun uluslararası hukuktaki yanlarına gelince. Devletler arasında sınır ihlalleri sık görülebilen hukuka aykırılıklardır. Ancak, özellikle hava sahası ihlalleri konusunda, bu ihlale maruz kalan ülke devletinin buna karşı hemen kuvvete başvurması da, olağan koşullar altında, beklenen bir tepki değildir. Ülke hava sahasının yabancı savaş uçaklarınca ihlal edilmiş olması, eğer bu eylem ısrarlı ve hasmane bir karakter taşıdığına ilişkin emarelere sahipse, bir 'saldırı' (aggression) eylemi olarak tanımlanmaya müsait olabilir. Ve bunu önlemek için orantılı bir kuvvetle karşı konulması da hukuken mümkün olabilir. Böyle bir duruma ilişkin hem uluslararası hukuk kuralları hem de askeri çarpışma kuralları bellidir. Bu nedenle, Başbakan'ın, önceki gün NTV kanalında yaptığı açıklamada, hava sahasındaki o ihlâl eylemini kastederek, "Tekrar ederse ne olacağı bellidir" şeklindeki sözleri, böyle bir vakanın kendi özel koşullarını dikkate almaktan uzak bir tutumu ortaya koyuyordu.
Fakat görülen o ki, mevcut vakada böyle bir sonuç doğurmaya elverişli bir durum yok. Ve ABD adına yapılan resmi beyanlar da, bir yanlışlığın ve konunun inceleneceğinin altını çizerek, bu yönde bir mesaj vermeye özen gösterir nitelikte. Bu durumda, hâlâ zihinlerde soru işaretleri varsa, ABD ve Türkiye'nin, bu sınır ihlalini incelemek üzere iki tarafın heyetleri arasında bir görüşme düzenlemesi mümkündür ve bilinen bir yoldur. Bunun bir sınır komisyonu biçiminde teşkili, söz konusu olan Türkiye-Irak sınırı olduğuna göre, Irak bakımından yakışıksız bir duruma yol açar. Bu nedenle istenirse, Türkiye ve ABD arasında bir 'soruşturma komisyonu' kurulması daha uygun olabilir.
Bu vakayı, böyle bir olabilirlikler tablosu çerçevesinde tartışmak yerine, tamamen algılar üzerinden tahlil etmeye elverişli bir tutum, ne karar alıcılar ne de yorumcularca tasvib edilmeli. Ama yaklaşan seçimlerle bağlantılı bazı siyasi manevralar bu vakayı da kuşatmış görünüyor.