Hangi özgürlük?

Başkan George W. Bush, geçen hafta perşembe günkü açılış konuşmasıyla ikinci başkanlık dönemine başladı.

Başkan George W. Bush, geçen hafta perşembe günkü açılış konuşmasıyla ikinci başkanlık dönemine başladı. Konuşma metnine bakılırsa, belli ki, metin yazarlarının gayretiyle Bush'un kuvvete bağlı bir politika söyleminin olabildiğince maskelenmesine çalışılmış.
Metinde, ABD'nin, kimseye kendi yönetim tarzını dayatma gibi bir politikasının olamayacağı, yerel reformcu liderlerin kendi ülkelerine demokrasi getirme mücadelesinde ABD'nin de onların destekçisi olduğu gibi, örtülü bir kendi geleceğini tayin vurgusu seziliyor. Ancak Başkan'ın, dört sayfalık kısa bir metinde, 35 kez 'özgürlük' sözcüğünü tekrarlamış olması, başlı başına üzerinde durulması gereken bir durum.
Özgürlük kavramının bu kadar çok kullanılmış olmasında, bu yönde bir ikna veya inandırmaya çalışma çabası da bulunabilir. Ama bu kadar özgürlükten dem vururken, bunun nasıl ortaya konulduğu daha önemli. Bush'a göre, bir özgürlük ateşi yakılmış durumda; bu, sıcaklığı hissedenleri ısıtacağı gibi, ona engel olmaya çalışanları da yakacak bir ateş. Bir metafor yığını halindeki metinlerde, genellikle bu metaforik anlamlar da, bunu hazırlayanların kendinden menkul tanımlarıyla açıklanmaya çalışılır. Bush'un yapmaya çalıştığı da bu zaten. Dolayısıyla, 11 Eylül'den kısa bir süre sonra Kongre'de yaptığı konuşmada, dünyaya seslenip 'Ya bizimlesiniz, ya da bize karşı' yolunda laflar etmesiyle bu görüşü arasında, belki sadece bir üslup farkı bulunabilir.
'Özgürlük ateşini yakmak' gibi parlak sözlerin gerçek anlamı, kaba kuvvete başvurmaktan başka bir şey değil. Üstelik Bush'un metninde olduğu gibi, o 'ateş' yakılırken de hukuktan eser bulunmadığı gibi, yangının büyütülmesi için de her türlü hukuksuzluk mubah görülüyor. Bush hukuktan söz etmiyor, Amerikan ulusunun büyük özgürleştirme geleneğinden dem vuruyor. Bu söylemin köklerini, Britanya sömürgeciliğine karşı isyan bayrağını açmış Amerika kolonilerinin bağımsızlık mücadelesine kadar götürmek mümkün. Ama böyle bir söylem, bugünün ABD yönetiminin büyük sorumluluğunu ne ölçüde ortadan kaldırabilir ya da hafifletebilir?
Sadece o özgürlük ateşini yaktığı ülkelerde değil, Bush'un kendi ülkesinde bile, kişi özgürlüğünün korunması üzerinde ciddi sınırlamalar getirildiği ortada. Yasemin Çongar'ın, dünkü Milliyet'te yayımlanan 'water-boarding' işkencesi ve bunun, asıl ABD yönetiminin zihniyet yapısındaki anlamına ilişkin yorumuna tamamen katılıyorum. Bugünün Amerika Birleşik Devletleri, özgürlük idealini yayma fikri ne kelime, buna ilişkin akademik incelemelerde bile, özgürlüğün nasıl ortadan kaldırılabileceğine ilişkin ince önerilerin kaleme alınıp pervasızca savunulabildiği bir ülke halini almış durumda. Dolayısıyla bu ülkenin, gerçekten bu ideale bağlı insanlarının işi gerçekten çok zor.
Aynı zorluk, tüm dünya halkları için de geçerli. Çünkü Bush'un, o konuşmasında, dinsel referanslarla meşru göstermeye çalıştığı tek şeyin, aslında kuvvet politikasından başka bir şey olmadığını biliyoruz. Dünyanın belli yerlerinde Guantanamo'dakine benzer muhkem yerel gözetimevleri kurmak gibi fikirler; CIA'in bile, yeterince kıvrak olamadığı gerekçesiyle bertaraf edilip Savunma Bakanı Rumsfeld'in vuruş kabiliyetini güçlendirici 'Stratejik Destek Birimi' gibi örtülü harekât yapılarının faaliyetleri de (öncelikle Endonezya, Gürcistan, Somali ve Yemen'de faaliyette olduğu ileri sürülüyor), Bush'un özgürlük nutkuna paralel gelişiyordu.
Özgürlük idealini, bir ABD ürünü gibi metalaştırıp uygun pazarlara zorla satmak kabilinden bir yaklaşımın en belirgin sonucu, ülkedeki halkı temsil gücü zayıf ama ülke üzerindeki etkisini güçlü kılmaya hevesli yönetimlerden başka bir şey olamaz. Kısaca bunlar, metalaşmış bir özgürlük kavramının bölge bayileri olmaktan öte anlam taşımıyor.
1945 yılında, kurulmak istenen yeni dünya düzeninin temelinde, büyük güçlerin, her şeyden önce etik sorumluluğu üstlendiği bir uluslararası yapılanma anlayışı önemsenmişti. Bu, devletlerin iç düzenlerindeki demokrasi dalgalarından da pay çıkararak geliştirilebilirdi. Oysa, ABD'nin özgürlük havariliği, sadece gücün, hem de kaba gücün tanzim edici olabileceği gibi, insanın varoluşundan beri bilinen bir ham hayalden başka bir şey değil.