Hukuk için hukuka karşı

Türkiye'de, karar verme yetkisine sahip kurumların hukuka bakışı, kendi içinde, hep bir çelişkiyi barındırır.

Türkiye'de, karar verme yetkisine sahip kurumların hukuka bakışı, kendi içinde, hep bir çelişkiyi barındırır. Bu durum, değişik hukuki görünüm biçimlerine ilişkin politikalarda ortaya çıkar. Bir yasanın kabulü, bir uluslararası antlaşmanın Türkiye tarafından onaylanması, bir yönetmeliğin uygulanması gibi örnekleri çoğaltmak mümkün.
Bütün bu örneklerde, karar alıcının 'değişiklik' yapma gibi bir iradeye sahip olduğu söylenebilir. Veya bunun tamamen aksi, bu sayede statükonun korunması da isteniyor olabilir. Sonuçta, olumlu ya da olumsuz, bu hukuki araçlardan medet umulmaktadır. Ancak hiçbir hukuk kuralı, sosyal ilişkilerin seyri kadar hızlı ve değişken olamaz. Bu nedenle iş, döner dolaşır bu kuralların yorumlanması ve uygulanması sorununa gelir. Bu, sosyal sorunların saptanması ve çözümlenmesi bağlamında, bilgi ve maharetle kullanıldığında etkili bir araç olabilir. Ama, her şey değildir. Hukukun dışındaki geniş bir alanı kapsayan faaliyetlerin yürütülüş tarzı, hem sorunlar hem de çözümler bakımından zengin veriler sunar.
Meclis'in, 4 Haziran günü, birer kanunla onay yolunu açtığı iki uluslararası sözleşme konusundaki tartışma da bu koordinatlar içinde ele alınabilir. Bunlar, bu sütunda daha önce de değindiğim, biri 'medeni ve siyasi haklar'a, diğeri 'ekonomik, sosyal ve kültürel haklar'a ilişkin ve 1966 yılında BM tarafından kabul edilen sözleşmelerdir. Bu sözleşmeler bugün, devletlerin dörtte üçünün bağlandığı hukuk kuralları. Belki garip gelebilir, ama Türkiye'nin komşularının tümü bu sözleşmelerle bağlanmış durumda. Üstelik, eski Sovyet cumhuriyetleri arasında olanlar hariç diğerleri, bu sözleşmelere 1970'li yıllarda taraf olmuş durumda.
Sonuçları tartışılır olsa da, Irak bile bu gruba dahil.
Türkiye karar alıcılarının, bu sözleşmeler karşısındaki başlıca kaygısı, ortak birinci maddeler konusunda ortaya çıkıyor. Bu madde, "bütün halklar kendi kaderini tayin hakkına sahiptir" hükmüyle başlıyor. Ve bu bağlamda, halkların kendi siyasi statülerini özgürce belirleyebileceği ve kendi ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimini takip edeceği belirtiliyor.
Meclis'teki komisyon görüşmelerinde, önce medeni ve siyasi haklar sözleşmesine, üç beyanda bulunulması ve bir çekince ileri sürülmesi yoluyla taraf olunması kabul edildi.
Bu beyanlardan kasıt, Türkiye'nin bu sözleşmeyi hangi yükümlülük çerçevesi içinde anlayıp yorumladığıyla ilgilidir ve devletler bu gibi yetkiler kullanabilir.
Bu resmi beyanlara göre, Türkiye, bu sözleşmeyi BM örgütünü kuran antlaşmanın 1 ve 2. maddelerindeki BM'nin amaç ve ilkelerine ilişkin hükümler çerçevesinde, sadece diplomatik ilişkisi bulunan taraf devletlere karşı ve ancak Türkiye Cumhuriyeti'nin Anayasası, yasal ve idari düzeninin yürürlükte olduğu ülkesel sınırlar itibarıyla uygulayacaktır. Bunlardan hareketle, Türkiye'nin, özellikle modern uluslararası hukukun ve dolayısıyla BM'nin, kuvvet kullanma yoluyla ülkesel bütünlük veya siyasi bağımsızlığın ihlal edilmezliği ilkesini vurguladığı ve Kıbrıs uyuşmazlığıyla bağlantılı insani sorunları göz önünde bulundurduğu söylenebilir.
Ancak, bazı milletvekilleri (Emin Şirin/AKP ve Haşim Oral/CHP) 'halklar' teriminin bir 'selfdetermination' (kendi kaderini tayin) iddiasına yol açmayacağı hususunda beyanda bulunulması, bazıları da (Şükrü Elekdağ/CHP ve Haşim Oral/CHP) sözleşmenin 1. maddesindeki, "bütün halklar kendi statülerini özgürce kararlaştırırlar"
hükmünün Dışişleri ve Genelkurmay uzmanlarının üzerinde uzlaşacakları bir formülle saptanmasını isteyerek, komisyon görüşüne muhalif kaldılar.
Oysa, 1970 yılından beri bu konuya ilişkin olarak kabul gören hukuki standart, ülkedeki halkın ayrım yapılmaksızın temsil edildiği bir hükümetin varlığı durumunda, ne ülke bütünlüğünün ne de siyasi birliğin tamamen veya kısmen bozulmasının savunulması mümkündür.
Sonuç olarak, hukukun bir etkisi olduğunu düşünürken, hukuku bilmemenin kaygısı, aynı hukuka karşı bir söylemle ortaya çıkmış oluyor. Bu, Türkiye'de çok yaygın bir davranış biçimi değil mi?