Hukuk ve 'paranoya'

Bugünkü yazıma, bir alıntı yaparak başlamak istiyorum: </br>&quot;Ceza kanunları bireyin hak ve özgürlüklerine derin biçimde müdahale eden yaptırımları içermektedir.

Bugünkü yazıma, bir alıntı yaparak başlamak istiyorum:
"Ceza kanunları bireyin hak ve özgürlüklerine derin biçimde müdahale eden yaptırımları içermektedir. Bu nedenledir ki bir ülkedeki ceza kanununa hâkim felsefe, değer ve ilkeler, o ülkedeki siyasi rejimin niteliğini gösterir. (...) Demokratik hukuk devletleri (...) ceza kanunlarının kötüye kullanılmasını önlemek için, bu kanunların temel ilkelerine anayasalarında yer vermektedirler. Yine insanların adaletsiz ve haksız biçimde ceza ve tedbirlere maruz kılınmaması amacıyla başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere birçok uluslararası sözleşme ve belgede bireyi ceza kanunlarının keyfi uygulamalarına karşı güvence altına alan hükümlere yer verilmiştir. Bu sözleşmelere taraf olan ülkemizin Anayasasında da aynı esaslar öngörülmüş olduğundan, Ceza Kanunu'nun amacını tanımlayan maddeyle, bireyin sahip bulunduğu hukuki değerler, hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması ön plana çıkarılmıştır (...)."
Bu metin, yeni Türk Ceza Kanunu'nun 1. maddesinin gerekçesinde yer alıyor ve bu kanunun amacını gösteriyor. Madde metnindeyse, bu gerekçeyi yansıtan bir anlayışla, şu hükme yer veriliyor: "Ceza Kanunu'nun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzeni ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir. (...)".
Ceza Kanunu'nun amacına ilişkin bir hükümde, ilkin 'kişi hak ve özgürlükleri'ni anarak bir tanım yapılması, kanunkoyucunun iradesini yorumlarken, öncelikleri nasıl bir sözdizimi içinde kurduğunu görmek bakımından önemlidir ve elbette olumludur.
Bir kanun hükmünün kaleme alınması, bunun gerekçesi, bu metinlerde sözcüklerin nasıl bir biçimde dizilmiş olduğu, bu sözcüklere verilen anlam ve değer, kısaca hükmün nasıl yorumlanması gerektiği gibi konuları neden ele alıp tartışıyoruz? Ama gerçekten, böyle bir gayret göstermeye neden gerek var? Bunlar, okunduğunda anlaşılmayacak kadar karmaşık metinler değil ki. Yüzlerce maddeden oluşan bir temel kanunun ilk maddesinde, kanunkoyucunun böyle bir hükme yer vermeye gerek duymasının ve bununla ilgili tüm yorumlar ve beyanların ardındaki kaygı nedeni aynıdır: Ya kanununun diğer maddelerinin uygulanması, bu hükme uygun bir biçimde yapılmazsa?
Bunu daha açık ifade etmek gerekirse: Ya o uygulama, 'insanların adaletsiz ve haksız biçimde ceza ve tedbirlere maruz kılınması'na yol açıyorsa ve böylece, 'bireyin sahip bulunduğu hukuki değerler, hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması' anlayışı, bırakınız ön plana çıkarılmayı, bilakis geri plana itiliyorsa?
Biraz mantıklı düşünen biri, hemen atılarak şunu söyleyebilir: Madem ki, bir kanunla böyle bir kural belirlenmiştir, o halde uygulamanın da bunun öngördüğü anlayışla uyumlu olması gerekmez mi? Doğru söze ne denir? Elbette, böyle olması beklenir. Ama bu beklenti gerçekleşmez veya gerçekleşme olasılığı gitgide zayıflarsa ne olur? Bu durumda, herhalde böyle kurallar öngören bir sistemi tasarlarken, birtakım sapmaları önleyebilecek gerekli tedbirlere başvurulması olanaklarının da, o sistem içinde zaten tanınmış olduğunu düşünebiliriz.
Fakat sistemin işleyişi bunu doğrulayacak çıktılar sunmuyorsa ve örneğin hakların sınırlanmasına yönelik bir işlemde, bu hakkın kullanılmasına karşı, toplumda 'paranoya' halinin doğmasının şaşırtıcı olmadığı gibi bir ifadeye bile geçerlilik tanınıyorsa ne olacaktır?
Türk Dil Kurumu'nun yayını Ruhbilim Terimleri Sözlüğü (1980) paranoya sözcüğünü şöyle açıklıyor: "Düzenli ve sürekli sabuklamaların, kuşku ve bilinçsiz suçluluk duygularının yoğun olduğu çıldırı türü." Evet, sistem bu halin şaşırtıcı değil, bilakis sistem içi bir hal olabileceğini iddia ediyorsa ne olacaktır?
Bu durumda, durup, sakin olup düşünmeliyiz. Ama sadece düşünmeliyiz. Çünkü ses, sözcük, konuşma ve yazı suç oluşturabilir. Fakat Ceza Kanunu'nun, hemen 1. maddesinde açıklanan 'amaç', tam da bunun aksini öngörmüyor muydu? Sanırım, bugün sorulması gereken yegâne soru, bu olmalı.