İlkesellik ve pragmatizm salınımı

Türkiye'nin, Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü bir deklarasyonla birlikte imzalaması, bazı Avrupa ülkelerinin eleştirilerine neden olmuş görünüyor.

Türkiye'nin, Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü bir deklarasyonla birlikte imzalaması, bazı Avrupa ülkelerinin eleştirilerine neden olmuş görünüyor.
Bilindiği gibi, bu deklarasyonun ilan edilmesinin esas nedeni, Kıbrıs'ın Rum yönetiminin, temelleri 1960 antlaşmalarıyla kurulan 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni temsil etme yetkisine sahip olmadığı tezine dayanıyor. Bu, hukuki bir tez ve elbette buna karşı, başka hukuki bir tezle karşı çıkılması da mümkün. Ama bu uyuşmazlık, sadece karşılıklı hukuki tezlerin çatışması niteliğinde bir sorunla da sınırlı kalmıyor. Zira, bu uyuşmazlığa taraf olan aktörlerin bir kısmının, bazı diğer taraflarca tanınmaması gibi bir gerçek de var. Böylece söz konusu uyuşmazlık siyasi bir nitelik de kazanıyor.
İşte, Birleşmiş Milletler'in 2004 Nisan ayına kadar yürüttüğü çalışmaların asıl amacı da, uyuşmazlığı bu karmaşık sorunları göz önünde bulundurarak
bir çözüme yöneltme çabasından ibaretti. Sonucunu biliyoruz.
Bu uyuşmazlığın seyri bakımından, bugün Kıbrıs'taki durum ciddi güvenlik endişesi doğuracak bir niteliğe sahip görünmüyor. Ancak Birleşmiş Milletler'in çalışma ve karar alma usulünün bir gereği olarak, Kıbrıs uyuşmazlığı, uluslararası barış ve güvenliği ilgilendiren nitelikte bir uyuşmazlık tasnifi içinde yer alır. Bu nedenle, dönemsel olarak, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin hazırladığı raporlar ve Güvenlik Konseyi'nin aldığı kararları merakla inceleriz.
Uyuşmazlığın çerçevesinin böyle çizilmesi durumunda, bu tabloda Avrupa Birliği'nin, bu uyuşmazlığın çözümü, çözümünün zorlaştırılması, uyuşmazlığın ya da çözüm yollarının yeniden tanımlanması veya Birleşmiş Milletler'in öngördüğü çözüm mekanizmalarıyla bağdaşmayacak herhangi bir tutum veya politika ortaya koyması mümkün değildir.
Bir Avrupa Birliği temsilcisi, Ek Protokol'ün Türkiye tarafından imzalanmasıyla ilgili son gelişmeler konusunda Türkiye'nin tutumunu eleştiriyor ve özellikle deklarasyon metnine işaretle, mealen şu saptamada bulunuyordu: Avrupa'da, pragmatik çözümler genellikle ilkelere oranla öncelik taşır. Türkiye, böyle bir esneklik göstermemiş, katı bir tutum ortaya koymuştur. Doğrusu, bir müzakere adabı çerçevesinde esneklik elbette söz konusu olması gereken bir tutumdur. Ancak, konuya böyle yaklaşırken, o üzerinde mutabık kalınmış ilkelerin nereye kadar zorlandığının da dikkate alınması gerekmez mi?
Bu konuda Fransa'nın yeni başbakanı Dominique de Villepin de, Türkiye'nin deklarasyon metnini sert eleştirilerle karşılayan bir Avrupalı politikacı. İlkesel ve kategorik olarak bakılacak olsaydı, aslında De Villepin'in bu deklarasyona karşı olmaması gerekirdi. Nedeni çok açık. Bundan iki yıl önce, henüz ABD ve Britanya Irak'a karşı bir saldırıda bulunmadan önceki Güvenlik Konseyi oturumlarında, bu oturumlarda Fransa'yı temsil eden De Villepin, hararetle Birleşmiş Milletler ilkelerinden söz edip, olası bir harekâta karşı çıkıyordu. Bu görüşünde elbette haklıydı.
Ancak, De Villepin ve benzeri Avrupalı politikacıların, ilkesellik ve pragmatizm arasında böyle salınması, son tahlilde, hukuk ya da güç arasında bir referans bocalaması anlamına gelmiyor mu? Avrupa Birliği politikacılarının bu salınımında, asıl ilkesellikten yana bir tutumun gerçek anlamda pragmatizme de uygun olduğunun ayırdına varılması önem taşıyor.
Bu bağlamda, bir uluslararası antlaşmaya taraf olmakla, onun mevcut veya
olası taraflarından birinin tanınması sonucunun çıkmayacağına ilişkin bir deklarasyon örneği bulmak hiç de zor değildir.
İlgilenenler, İsrail'in ve onu tanımayan Arap devletlerinin birlikte taraf oldukları antlaşmalara bakabilirler. Böyle bir işlemin, başlı başına bir uyuşmazlık konusu olarak yorumlanması da ayrıca garip.
Zira Kıbrıs'la ilgili uyuşmazlık konusunun kapsamı ve niteliği zaten bellidir. Dolayısıyla Birleşmiş Milletler'ce de belirgin olan, sadece bu gerçeğe atıfta bulunulmuş olmasının kabul edilemez bir pürüz olarak mütalaa edilmesi sadece gülünçtür.
Sonuçta, yine Türkiye'nin tam üyeliğiyle ilgili dolaylı bir muhalefet silahından başka bir tablo karşısında bulunmuyoruz.