İncirlik kararı eşiğinde

İncirlik üssüne ilişkin gelişmeler konusunda, dünkü Radikal'de Murat Yetkin ve bazı başka gazetelerin yazarlarınca haber ve yorumlara yer verilmişti.

İncirlik üssüne ilişkin gelişmeler konusunda, dünkü Radikal'de Murat Yetkin ve bazı başka gazetelerin yazarlarınca haber ve yorumlara yer verilmişti. Aslında bu gelişmeler, uzunca bir süredir söylenti olarak da muamele gören bazı yorumlara paralel bir çizgide gelişiyor da denilebilir. Ancak konu, henüz resmen açıklanmadığı için bu paralleliğin kapsamı da, şimdilik tartışma kaldırır.
Dünkü basında aktarılan bu gelişmeler, İncirlik üssünden, Irak ve Afganistan'daki ABD faaliyetleri için lojistik bir desteğin sağlanmasına ilişkin olarak Türkiye ve ABD heyetleri arasında yürütülen anlaşma görüşmeleriyle ilgiliydi. Murat Yetkin, bu şekilde taşınacak yükün 'ölümcül' olmaması gerektiğine ilişkin Türkiye'nin ısrarına dikkat çekiyor ve bu konuda bir mutabakata varıldığından söz ediyordu. O halde, silah, cephane, mühimmat taşınamayacaktı. Diğer yorumlarda bu kesinlik yoktu. Yetkin, ayrıca Türkiye'nin, büyük nakliye uçaklarıyla İncirlik üssüne getirilecek bu yükün, İncirlik'te daha küçük nakliye uçaklarına aktarılmasından önce de, yükün niteliğiyle ilgili bir denetimde bulunacağından söz ediyordu. Kısaca İncirlik'in, Irak ve Afganistan'a yönelik ölümcül nitelikte olmayan faaliyetlerde kullanılmak üzere, bir lojistik nakil merkezi haline geleceği belirtiliyordu.
Türkiye'deki askeri üslerin yabancı askeri faaliyetler çerçevesinde kullanılması, artık Türkiye kamuoyunun aşina olduğunu tahmin ettiğim, Anayasa'nın 92. maddesini yeniden politika gündemine itecektir. Bunun anlamı bir soruyla karşılanabilir: Acaba bu tür faaliyetlerin yürütülebilmesi için öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bir kararla kabul edeceği iznine gerek var mıdır, yok mudur? Dünkü yorumlarda,
Ankara çevrelerine atfen aktarıldığına göre, teknik anlamda böyle bir karara gerek olmadığı düşünülse de, nihai kararın hükümetçe verileceği yolundaydı.
Bilindiği gibi, İncirlik üssü, Türkiye ve ABD arasında, 1980 yılında akdedilen ve daha sonra süresi dönemsel olarak uzatılan Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması'na dayalı olarak, iki ülke arasındaki işbirliği faaliyetlerinde kullanılıyor. Bu tür savunma ilişkilerinin, mevcut uluslararası hukuk düzeninin tanımladığı bir ilişkinin dışında kullanılması meşru kabul edilemeyeceğine göre, üssün kullanımı da bu çerçevede değerlendirilmek zorundadır. Böyle bakınca, ABD'nin önce Irak'a saldırısı ve ardından bu ülkeyi işgali, bu anlaşma ilişkileri bakımından da epey sorunlu bir duruma yol açmıştı.
Ancak, Murat Yetkin'in dünkü yazısında da belirtildiğine göre, bu son anlaşma, BM Güvenlik Konseyi'nin 1483, 1511 ve 1546 sayılı kararlarına dayanan bir uygulamayı esas alacakmış. Bu kararların tümü, 'Irak ve Kuveyt arasındaki durum'la ilgilidir. Ancak, siz bunu, işgalden sonra Irak'ın durumu olarak da okuyabilirsiniz. Çünkü, kararların içerdiği konular tamamen bununla ilgilidir. Durum, biraz çalınan minarenin kılıfının bir şekilde sonradan hazırlanması gibi görünse de, bu Güvenlik Konseyi kararları sayesinde konu, BM zemininde bir mutabakata dayandığı şeklinde savunulacaktır. Nitekim, epeydir böyle bir tutumla karşı karşıyayız.
Bu durum, kanımca, hükümetin böyle bir kararı Meclis'e getirmemesi için bir neden oluşturmaz. Her şeyden önce, hukuken, anılan Güvenlik Konseyi kararlarında, bu konulara ilişkin BM üyelerinin işbirliği ve katkısına temas edilirken, önceleri daha acil ve mutlak bir ifade tarzı dikkat çekerken, sonuncu kararlarda üye devletlerin takdirine pay bırakan bir ifade biçimi tercih edilmiştir. Bunun anlamı, üye devletlerin (burada Türkiye'nin) kendi iç mekanizmalarına göre en uygun bir biçimde karar oluşturmayı tercih edebileceğidir. Dolayısıyla söz konusu anlaşmanın Türkiye bakımından onaylanması sürecinde, Meclis'in de iradesinin alınmasına hukuken bir engel yoktur.
Bu hukuksal durumu, siyasal olarak da desteklemek mümkün görünüyor. AKP hükümeti, sanmıyorum ki, böyle bir anlaşma yapmanın siyasal külfetini Meclis'le paylaşmaksızın, tamamen kabine olarak üstlenmeyi tercih etsin. Meşruiyeti sağlayıcı mekanizmaların, aynı zamanda siyasal bakımdan güçlendirici etkisini de göz ardı etmemekte yarar var.