Irak Dünya Mahkemesi

Irak Dünya Mahkemesi, yarın İstanbul'da, Darphane-i Amire salonunda açılışını yapıyor ve pazar akşamına kadar, değişik oturumlarla çalışmasını sürdürecek.

Irak Dünya Mahkemesi, yarın İstanbul'da, Darphane-i Amire salonunda açılışını yapıyor ve pazar akşamına kadar, değişik oturumlarla çalışmasını sürdürecek.
Bu mahkeme, iki yıl önce, Irak'a karşı girişilen silahlı saldırının neden olduğu maddi kayıplar ve mağduriyetin görülmesi, bunun, hukuken nasıl bir sorumluluğa yol açtığı konusu üzerinde yoğunlaşacak bir çalışma yürütecek. Mahkemenin İstanbul'daki bu oturumu, daha önce dünyanın başka kentlerinde gerçekleştirilen benzeri oturumların sonuncusu olacak. Bu nedenle tarihi bir değer taşıdığı söylenebilir.
Bu nasıl bir mahkemedir? Veya bu girişime neden böyle bir ad verildi? İlk bakışta, bu soruları sormakta belki bir haklılık payı var. Zira bildiğimiz mahkemeler, yargıçlar ve savcılar buna benzemiyor. O zaman, bu 'mahkeme'nin ulaşacağı sonucun, vereceği hükmün bir değeri olabilir mi? Bu girişimi, elbette değişik hukuk düzenlerindeki yargı organlarıyla aynı kategoride değerlendirmek mümkün değil. Bu, ulusal sınırları aşan bir sivil toplum girişimidir.
O halde, neden yargı, mahkeme, iddia, jüri gibi yargılamaya özgü terimler kullanılarak, bir yargılama biçimi ve yöntemi tercih edilmiş oluyor? Bu soruyu, hukuk ve meşruiyet kavramlarını birarada değerlendirmeksizin cevaplamak mümkün değil. 40 yıl önce, Bertrand Russell öncülüğünde kurulan, Vietnam'daki savaş suçlarının sorgulandığı benzeri bir girişim nedeniyle de, bu soruyla yüzleşmiştik.
O mahkemenin ülkesinde kurulması girişimine, devrin Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle, 'Adalet, ancak devletten kaynaklanır' gerekçesiyle karşı çıkmıştı.
Hukukun (ve adaletin) böyle bir yaklaşımla tanımlanması, aslında hukukun oluşumu bakımından hiç de göz ardı edilemeyecek bir unsurun, insan unsurunun, kolaylıkla gözden uzaklaşmasına neden olabilir. O halde, belki de asıl sorulması gereken soru şudur: Egemen bir devletin bütün yaptıkları, sadece egemen olması nedeniyle hukuken de geçerli ve meşru kabul edilebilir mi? Bunun, başka bir devletin gücü ve etkisi altında olmayı ifade eden bağımsızlık kavramından farklı bir sorun olduğu, sanırım izahı gerektirmiyor.
Şayet yukarıdaki soruyu olumlu cevaplamakta ısrar edilirse, örneğin Bush Doktrini bağlamında meşru müdafaa hakkının olabildiğince genişletilmesi gibi, hukukun içinin iyiden iyiye boşaltıldığı, daha pek çok vakayla karşılaşmamız hiç zor olmayacaktır. Böylece karşı karşıya geldiğimiz, gerçekten 'hukuk' mudur? Sadece egemenlik kavramıyla tanımlanmaya çalışılan bir hukukun, aslında yalın gücü maskelediği bu 'düzen'de, gerçekten hukukun belirleyici olması gerektiğine vurgu yapmak, sadece hukuki değil ahlaki bir sorumluluğu da ifade eder.
1945'te, dünyaya yeniden bir biçim verilirken, böyle bir sorumluluğun derin gücü de dillendirilmeye çalışılmıştı.
O tarihe, böyle bir anlam yükünü verenlerin de, belli çelişkileri yok
değildi. Ama hÉkim olması istenilen dilin böyle tanımlanmış olması da, yol gösterici bir önceliği ifade ediyordu.
Bugün, bir devletin egemenliği, özellikle hukuk yerine gücün öncelik kazanabileceği tüm konularda, hukuk tarafından sınırlandırılmış kabul edilir. Ve bu, bugünkü medeniyetimizin temel unsurlarından biridir. Hatta, medeniyet kavramının belirginleşmesinde kalkış hattını çizer.
Bu nedenle, Irak Dünya Mahkemesi, hukukun ötesinde bir arayışı değil, hukukun içinde bir arayışı sorgulayacaktır. Bu arayış, elbette durağan bir normlar yelpazesiyle sınırlı bir anlam peşinde de değil. Mevcut hukuk düzeninin eleştirisini de kapsıyor. Bu yüzdendir ki, popüler bir dil bakımından pek cazip görünse de, bu hukuki arayış, ABD ve Britanya yönetimlerinin tepesindeki kişilerle sınırlı, rövanşist bir realpolitik söyleminin de ötesinde düşünülmeli. Ama devletlerin, insanlar sayesinde varlık bulduğu gerçeği de, unutulmamalı.
Sonuçta, Irak Dünya Mahkemesi, Irak sorunundan hareketle dünya düzeninin yeniden tanımlanmasına dikkat çekmeyi, Bertrand Russell'ın deyişiyle, 'sessiz kalma suçunu önlemeye' yönelik bir sorumluluğu ifade ediyor.