Irak ikilemi

Irak'ta seçimler yapıldı. Genellikle, seçme ve seçilme yönteminin demokratik bir düzen içinde taşıdığı anlam önemsenir. Ancak, adı seçim olmakla birlikte ve konusu, seçme ve...

Irak'ta seçimler yapıldı. Genellikle, seçme ve seçilme yönteminin demokratik bir düzen içinde taşıdığı anlam önemsenir. Ancak, adı seçim olmakla birlikte ve konusu, seçme ve seçilme işlemlerinin yapılmasıyla ilgili olsa bile, bunun, mutlaka olması gereken anlamda bir seçim sayılması da mümkün olmayabilir. Örneğin Saddam döneminin başkanlık seçimleri, oy pusulalarının arkasında seçmenlere ait kişisel bilgilerin de yer aldığı yöntemlerle yapıldı yıllar yılı.
Dolayısıyla bugünün Irakı'nda, ülke halkının kendi geleceğinin tayini konusunu tartışırken, Saddam dönemi gibi bir başlangıç çizgisinden hareket etmek gerekli olsa bile, yeterli bir değerlendirmenin başlangıcı sayılamaz. Saddam döneminin totaliter rejimi, demokrasiye geçiş sürecinin tartışılması ve buna yönelik birtakım çabaların değerlendirilmesi konusunda, geride kalan bir norm olarak, daha nereye kadar değer taşımaya devam edecektir?
Bu sorunun cevabı, doğrudan doğruya Irak halkının kendi geleceğini özgürce tayin etmesiyle ilgilidir.
Kendi geleceğini/kaderini tayin/belirleme terimi, Batı dillerindeki 'self-determination' ya da 'auto - determination' gibi terimleri karşılar. Ancak sanırım, Türkçede bu terime verilen anlamın belirgin biçimde bir zaman boyutuna da vurgu yapmasının ayrıca bir önemi var. Elbette, bu hakkın kullanılması 'bugün'ü ilgilendirir ve bugün gerçekleşmesi beklenmektedir. Ancak hakkın, bugünkü anlamı, kapsamı ve icrası bağlamında, geleceğe yönelik bir ümidi de içinde barındırması beklenir. Bu ümidi besleyecek birçok faktörden söz etmek mümkün. Devlet aygıtlarının yapılanma biçimi, bireysel hakların çerçevesi, ülkenin doğal kaynaklarının ülke halkınca nasıl kullanılacağı gibi konular, bu hakkın görünürdeki bazı araçlarıdır.
Irak'ın bugününe bakıp dünü hatırlamak ve buna şükretmek mümkün elbette. Fakat Irak'ta, halkın kendi geleceğini tayini amacıyla seçimlerin yapıldığı şu dönemde, ülkedeki genel durumun da hiç gözden uzak tutulmaması gerekiyor. Bu, ülkenin, iki büyük gücün işgali altında olması gerçeğidir. Böylece, aslında büyük bir ironiyle karşı karşıyayız. Seçimlerin yapılması, halkın kendi geleceğini belirlemesi bakımından yegâne yol olmasa da, buna yönelik çok önemli bir gelişmedir. Ancak bu yoldan geleceğe bakması istenen halkın, askeri bir işgal altında olması da, kendi geleceğini belirleme hakkının kullanılmasıyla ilgili değil midir?
Denilebilir ki, asıl o işgal sayesinde Irak halkı bugün 'özgürce' kendi geleceğini tayin etmeye çalışıyor. İlk bakışta, bu isabetli bir akıl yürütme gibi görülebilir. Ama sadece bu cevapla yetinmek ve işgalin taşıdığı anlamı cevapsız bırakmak mümkün mü? En azından etik olarak, kaba kuvvetin belirleyici olmaya çalışması gibi bir doktrin karşısında, belirgin bir cevap verme sorumluluğumuzun olması gerektiğini düşünüyorum. Bütün o 'medeniyetler çatışması' teranesinin dışında, bir medeniyet tasarımının, asıl kaba kuvvete karşı durma sorumluluğunun nasıl ve hangi yapılar eliyle kurumsallaştırılacağı üzerinde yoğunlaşması gereğini göz ardı edemeyiz.
Irak halkının kendi geleceğini belirlemeye çalışması elbette önemli. Ama bunun başlangıç çizgisinde bir askeri işgalin var olduğu gerçeği de, bu süreci hep gölgeleyecektir. Yeni başkanlık döneminin ilk açıklamalarında, Bush yönetiminin bu gölgeyi dağıtmasına ilişkin bir belirti yoktu. Bu gibi, çatışma ve ayrışma dönemlerinin ardından seçimlerin düzenlenmesi konusunda epey beceri ve başarı kazanmış Birleşmiş Milletler'in ancak sembolik bir temsiline izin verilmesi ve sonuçta, ülkedeki halkın kendi geleceğini belirlemesine büyük bir gücün önayak olması, hangi geleceğin kim tarafından tayin edilmekte olduğu sorusunu havada bırakıyor.
Bugün Irak'ta iki sorunun birlikte düşünülmesini gerektiren bir durumla karşı karşıyayız: Ülke halkının kendi geleceğini özgürce belirlemesinin yolları ve işgalin gölgesinin dağıtılacağı bir uluslararası kamu düzeninin anlamı. Aslında, bütün bu soruların cevabının verildiği bir düzen anlayışı vardı.
Ama şimdi, bunun çok gerisinde bir dönemin araçları ve kurumlarıyla düşünmemiz ve buna teslim olmamız isteniyor.