Irak neyi seçiyor?

Önümüzdeki pazar günü Irak'ta seçimler yapılacak. Aslında, ülkede üç farklı seçim yapılacak. 275 üyeli Irak Geçici Ulusal Meclisi, 18 bölge konseyleri ve üç yarı özerk Kürt bölgesini kapsayan 105 üyeli Irak Kürdistan Ulusal Meclisi için seçim yapılacak.

Önümüzdeki pazar günü Irak'ta seçimler yapılacak. Aslında, ülkede üç farklı seçim yapılacak. 275 üyeli Irak Geçici Ulusal Meclisi, 18 bölge konseyleri ve üç yarı özerk Kürt bölgesini kapsayan 105 üyeli Irak Kürdistan Ulusal Meclisi için seçim yapılacak.
Ülke yönetiminin değişik düzeydeki yapılarının belirlenmesi sürecinde, o ülkedeki insan unsurunun kendi iradesini ortaya koyması ya da siyasal seçimlerin önemi yadsınamaz. Bu durum, elbette Irak bakımından da geçerli. Ancak Irak, yaklaşık iki yıldır işgal altında bir ülke. Dolayısıyla bu seçimlerin anlam ve etkisini, bu işgal gerçeğini gözden uzak tutarak belirlemek mümkün değil.
Birinci Dünya Savaşı'nın sonlarında, dönemin ABD Başkanı Woodrow Wilson'un ünlü 14 ilkesi sanırım hatırlardadır. Bunlardan beşincisi, sömürge yönetimi altındaki ülkelerin halklarına kendi geleceklerini tayin olanağının verilmesiyle ilgiliydi. Bilindiği gibi, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından kurulan ve bugünkü Birleşmiş Milletler'in selefi kabul edilen Milletler Cemiyeti döneminde, bazı ülkeler manda rejimi altında bir yönetime bağlı kılınmıştı. Bu, farklı kategorilere sahip bir uluslararası yönetim tarzıydı. Fakat sonuçta, manda rejimi altındaki ülkenin, egemenliği ve bağımsızlığı sınırlı bir ülke olduğu kabul edilir. O ülkedeki halkın, gerçekten kendi geleceğini belirleyebilme kabiliyetine sahip olduğu bu rejim çerçevesinde belirleninceye kadar da bu yönetim biçimi korunurdu.
Bugün, önce Afganistan'da ve ardından Irak'ta olan bitenler, insanda, sanki yeniden 20'nci yüzyılın başlarındaki böyle bir uluslararası rejimin kurulmaya başlandığı izleniminin doğmasına neden oluyor. Bu, elbette, uluslararası hukuk bakımından bu sonucu doğuracak bir düzen değişikliği anlamına gelmiyor. Ama fiilen ortaya çıkan durumun verdiği görüntü bu.
Başkan Bush'un, kendinden menkul bir özgürlük şiarıyla, dünyanın 'karanlık köşelerinin aydınlatılması' ödevini böyle okumak da mümkün görünüyor. Bu ödev, aynı zamanda o ülkede bir ulus inşası anlamına da geliyor. Irak'taki ulus inşası sürecinde, bir süre danışmanlık da yapan genç hukuk profesörü Noah Feldman, bugünün bu gibi projelerinde, işgalcinin sorumluluğunun önceki dönemlerdekinden çok farklı olduğunu ileri sürüyor. Ve bunu, işgalcinin sorumluluğunun yeni bir etik anlayışı ışığında değerlendirilmesi gerektiği biçiminde açıklıyor.
Uluslararası hukuka göre, bir işgalci gücün öncelikli sorumluluğu, o ülkedeki kamu düzenini sağlamasıdır. Bu, geçmişte olduğu gibi, bugün de var olan bir hukuksal duruma işaret eder. Ancak profesör Feldman, bugün durumun, bu sorumluluğun da ötesine geçebileceği görüşünde. Ve bu bağlamda, işgalci gücün o ülke halkının geleceğini de güvenceye alma gibi bir etik yükümlülük altında olduğunu ileri sürüyor. Ancak bu görüşünü, biraz talihsiz bir biçimde örneklemeye çalışıyor. Profesör Feldman'a göre, işgal altındaki bir halkı 'çocuk' olarak tanımlarsak, onun kendine malik olabileceği, kendi kendini yönetebileceği bir siyasal gelişme dönemine kadar işgalci gücün sorumluluğu altında tutulmasında yarar olabilir.
İşgalcinin bu 'etik' sorumluluğu, kendisinin bozduğu bir şeyi yeniden inşa etme anlamında bir sorumluluk olarak açıklanıyor. Ancak bu 'entelektüel' tartışmanın geri planındaki gerçek neden görülmek istenmiyor, bunun sorulması çok önemli. Böyle bir etik sorumluluk konusunun ortaya çıkma nedeni nedir? İşgal, kuvvet kullanmaya bağlı gerçekleşen bir eylem olduğuna göre, bu konuyu etik olarak nitelendirip 'beyaz adamın ilahi görevleri' anlayışına sokmaya çalışmak, aslında bunu yasaklayan hukuku tamamen tahrip etmek anlamına gelmiyor mu?
ABD'nin bu 'etik' sorumluluğunun kaynağı hukuk mudur? Elbette hayır. Bu durum, Irak'ta yapılacak seçimlerde de kendini gösteriyor. Irak'ın yeniden 'inşası'nda hukuk değil, ama asıl güç belirleyicidir. Şiiler ve Kürtler için farklı dayanakları olan bu güç faktörü, Sünniler bakımından da değişik güç araçlarıyla belirginleşiyor. Muhtemelen, seçilecek bu Meclis'in hazırlayacağı anayasa da bu güç farklılaşmasını kâğıda dökmeye yarayacak.
Irak'taki seçimlerin, bir güç ve hukuk ekseninde takibi gerçeği görmeyi kolaylaştıracaktır.