Irak'ın seçimleri

Irak'ta, bu ay sonu yapılacak seçimler yaklaşıyor. Ancak ülkedeki karışıklık da sürmekte. Belki, buna şaşmamak gerekiyor. Zira bu ülkeye yönelik silahlı saldırı, başlı başına istikrarsızlık doğuran bir eylemdir.

Irak'ta, bu ay sonu yapılacak seçimler yaklaşıyor. Ancak ülkedeki karışıklık da sürmekte. Belki, buna şaşmamak gerekiyor. Zira bu ülkeye yönelik silahlı saldırı, başlı başına istikrarsızlık doğuran bir eylemdir. Bu, elbette öncelikle Iraklılar için böyle bir sonuç doğuruyor. Ancak bu kargaşadan yararlanmak isteyenlerin bin bir neden bulabilmesi de hiç sürpriz değil. Kaldı ki, 11 Eylül saldırılarının ardından böyle bir harekâta girişen ABD'nin, zaten rövanşist bir anlayışla bu müdahaleyi, böyle bir küresel çatışma potası içinde algıladığı ve buna uygun yürütmek istediği defalarca resmen açıklandı. Dolayısıyla bir zamanlar, Bosna için yakıştırılan 'yeni dünya düzeninin av sahası' tanımı, bugün Irak bakımından, belki 'küresel terörle mücadelenin av sahalarından biri' olarak dönüştürülebilir.
Bu tamamen kuvvete dayalı politikalar, bu çatışmanın taraflarınca sınır tanımaksızın, var hızıyla uygulanırken, ay sonunda ülkede genel seçimlerin yapılacak olmasının dile getirilmesi bile, büyük bir ironi örneği. Verilen haberlerde ve yapılan yorumlarda, ülkede süren terör ve karışıklığın büyük ölçüde 'Sünni üçgeni' diye adlandırılan bölgede cereyan ettiğine dikkat çekiliyor. Diğer bir deyişle, Iraklı Sünniler süregelen karışıklığın başlıca sorumlusu. Kaldı ki, Saddam Hüseyin'in de bir Sünni olması ve ülkeyi yıllar yılı bu zümrenin yönetmiş olması da, başlı başına bir çatışma ekseni olarak algılanabilir veya en azından böyle sunulmaya elverişli bunulabilir. Nitekim, yapılan da bundan farklı değil.
Daha önceleri, bir ülkedeki iç çatışma ve karışıklığın gitgide uluslararası bir etki yaratmaya başlaması karşısında, buna, Birleşmiş Milletler veya başka bir uluslararası kuruluşun gözetiminde, üçüncü bir taraf müdahalesi olarak nitelenebilecek uygulamalar geliştirilmeye başlanmıştı. Özellikle 1990'larda, değişik ülkelerde yaşanan vahşete rağmen, bu konuda epey gayret sarf edildiği söylenebilir. Böylece, uluslararası örgütlenme ve dünya düzeni anlayışının yeni bir tasarıma olan ihtiyacı üzerinde düşünülmesi gibi bir gerçekle, yeniden karşı karşıya kaldığımız açıkça görülüyor.
1990'lardaki o çalışmalarda, Birleşmiş Milletler'in, bu gibi bunalım bölgelerindeki değişen yeni rolü ve işlevi yeniden tanımlanmaya çalışılmıştı. Ve bu, sadece silahlı kuvvete bağlı bir formül olmaktan da çıkarılmaya çalışılmıştı. Bu nedenle 'barışın inşası' gibi bir
kavram inceden inceye işlenmeye çalışılmıştı. Böylece, sadece silahlı kuvvete başvurmanın umarsızlığı da teslim edilmiş oluyordu. Oysa Irak sorununun son iki yılı, tam tersi bir anlayışı ezici bir biçimde hâkim kılma mücadelesiyle geçti.
Bugün ülkede, her ne kadar bir süre önce cılız bir Birleşmiş Milletler katılımı sağlanmış görünse de, aslında, ABD birlikleri ve onlara karşı değişik saldırılar düzenleyen terör gruplarının mücadelesi, neredeyse bir kan davası haline dönüşmüş durumda.
Bu durumun seçimlerle değişebileceğini ümit etmek hiç gerçekçi olmasa gerek.
Birleşmiş Milletler kurulurken, ülkelerin kendi iç düzenlerinin katılımcı bir siyasi karar mekanizmasına dayalı yapıları kurmuş olması ve çoğulcu bir siyasal hayata sahip olması gibi faktörler, uluslararası barış
ve güvenliğin de önkoşulu olarak vurgulanmaya çalışılmıştı. Ama bu nitelikten yoksun bir siyasal rejime sahip ülkelere karşı, vurdumduymaz bir kaba güçten medet ummanın, o başlangıçtaki anlayışla bağdaştırıldığını söylemek de herhalde mümkün olmasa gerek.
Bugün, Irak seçimleri, olsa olsa, ülkedeki işgalin bu sayede örtbas edilmeye çalışıldığı bir kılıf olmaktan öteye bir işleve sahip olamayacak. Bu kılıf, ülkedeki bazı kesimlerin kendi siyasal taleplerinin örtülmesine de yardımcı olabilir, ama ülkenin tümünün taleplerini kavrayabileceğini ileri sürmek zor.