Irak'ın yönetimi

Irak Yönetim Konseyi'nde Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Hoşyar Zebari'nin geçen hafta CNN Türk televizyon kanalında yaptığı açıklama...

Irak Yönetim Konseyi'nde Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Hoşyar Zebari'nin geçen hafta CNN Türk televizyon kanalında yaptığı açıklama, o günden beri tartışılmakta. Bilindiği gibi, Zebari, Irak'a Türk askeri gönderilmesini istemediklerini söylemişti.
Gerçi Zebari, daha sonra, Irak'ın komşusu olan devletlerin Irak'ın gelişmesinde büyük bir role sahip oldukları yolunda bir açıklama yaparak, dolaylı olarak önceki konuşmasıyla yaratılan algıyı değiştirmeye
çalıştı. Ama tartışma da devam ediyor.
Zebari'nin geçen haftaki bu açıklamasının neden olduğu tartışmanın başlıca nedeni, Irak'ın kuzeyindeki iki büyük Kürt topluluğundan birine mensup bir siyasetçi olarak, daha çok bu kimliğiyle hareket ettiği izlenimine bağlı görünüyor. Bu algının, temel nedenlerinden biri de, elbette Irak'taki Yönetim Konseyi'nin, gerçekten tüm ülkeyi temsil etme gücüne sahip olup olmadığıyla ilgili.
Dünkü Milliyet'te, Yasemin Çongar'ın da dikkat çektiği gibi, ABD, Türkiye'den, asker gönderme talebinde bulunmasına rağmen, Zebari'nin ağzından da böyle bir mesaj verdirmeye çalışması bir çelişki olarak görülebilir. Ama böyle bir değerlendirmenin ardında, ABD'nin Irak'ta ve özellikle, birkaç ay önce kurulan bu yönetim üzerindeki nüfuzunun bir veri olarak kabul edildiği de bir gerçek.
Türkiye'nin Irak'a asker gönderip göndermemesi, Türkiye'de, bu konuya ilişkin tartışmalarda özellikle Irak'a yönelik ABD ve Britanya saldırısının hukuki ve siyasi çerçevesi bağlamında değerlendirilebilir. Devlet faaliyetlerinin meşruiyet zemininde yürütülmesini talep eden çevrelerin bu içte ve uluslararası bir zeminde yürütmekte olduğu mücadele çok önemli.
Fakat son açıklamalar bağlamında, Zebari'nin, ABD'nin iradesi dışında bir söz ve eylemde bulunmayacağı yargısından hareketle yapılan yorumların gerçekten isabetli olup olmadığı, belki de çok önemli değil. Zira, Irak'taki bu yönetimin meşruiyeti, şimdilik kendinden menkul görünüyor ve bu yönetim üzerinde ABD'nin ciddi bir güç ve etkisinin bulunduğu da bilinmeyen bir şey değil. Bu nedenle bugün Irak'ta, bu yönetimin, Irak halkının kendi geleceğini belirlemesinin belirgin bir aygıtı olarak görülmesi için henüz erken.
Nitekim, Hoşyar Zebari'nin, bu konuşmalardan hemen sonraki günlerde yaptığı bir açıklamada, yakında, bazı ülkelere Irak adına temsilciler atayacağını belirtmesi de, aslında bu tartışmanın temel nedenleriyle yakından ilgiliydi. Böylece Irak'taki geçici yönetim, Irak devleti adına birtakım işlemler yaptığını ve bunların uluslararası zeminde etkili sonuçlar doğurduğunu göstermiş olacaktır. Diğer taraftan, böyle bir girişimin yaratacağı sonuçlar elbette ABD'nin Irak ülkesindeki varlığıyla da ilgilidir. Ve olumlu karşılandığı ölçüde, bunun, ABD lehine bir sonuç olarak değerlendirileceği de tartışmasızdır.
Fakat bugün, Irak'taki Yönetim Konseyi'nin, hatta onun oluşumunu kotaran ABD'nin bile, Irak ülkesi üzerinde etkili ve sürekli bir denetim icra ettiği söylenemez. Dolayısıyla devletlerarası ilişkiler bakımından, bu nitelikte bir yönetimin kurulamaması halinde, onun nasıl tanınacağı ve onunla nasıl resmi bir ilişki içine girileceği ciddi tartışma konusudur. Bir ülkedeki yönetim değişikliğinin olağan yollardan gerçekleşmemesi halinde bu sorularla karşı karşıya kalınması kaçınılmazdır.
Irak vakasında, bu sorunu katmerli kılan bir diğer nedense, adı ne olursa olsun, ülkedeki mevcut yönetimin meşruiyetinin tartışılır olması. Irak'ı işgal altında tutan ülkeler, yakında bir anayasa hazırlığı ve ardından seçimlerle tamamlanacak bir sürece girileceğini belirtiyorlar. Bütün bu gelişmeler, işgalci güçlerin etki ve denetimi altında yürütüldüğü ölçüde, ülkedeki yönetimin meşruiyeti üzerindeki soru işaretleri kalkmış olmayacaktır.