Irak'la ilişkiler

Irak Başbakanı İbrahim Caferi'nin Ankara ziyareti, Türkiye basınında genel olarak olumlu yorumlara konu oldu. Bu ziyarete ilişkin haberlerde de, görüşmelerde üzerinde durulan konular bakımından, iki ülke arasında genel bir mutabakattan söz ediliyordu.

Irak Başbakanı İbrahim Caferi'nin Ankara ziyareti, Türkiye basınında genel olarak olumlu yorumlara konu oldu. Bu ziyarete ilişkin haberlerde de, görüşmelerde üzerinde durulan konular bakımından, iki ülke arasında genel bir mutabakattan söz ediliyordu. Sadece Caferi'nin, BM tarafından hazırlanıp imzaya açılan, Uluslararası Suyollarının Ulaşım Dışı Amaçlarla Kullanımına İlişkin BM Sözleşmesi'ne atıfta bulunmasının Türk tarafında bir rahatsızlığa neden olduğuna dikkat çekildi.
İki komşu ülkenin temsilcileri arasında, dostane bir resmi ziyaretin gerçekleştirilebilmiş olması, elbette olumlu bir gelişmedir. Bunun,
siyasi bakımdan belli sembolik mesajlar içerdiği şeklinde yorumlar yapılsa da, aslında Caferi'nin, bu yönde bir teması gerçekleştirmeye uygun bir başka ağırlıklı komşusunun olduğu da söylenemez. Öte yandan, Türkiye ve Irak ilişkileri bakımından, bu coğrafyanın Irak lehine olduğu, ama bunun Türkiye için de aynı ölçüde geçerli olup olmadığı tartışma götürür bir husus.
Gerek uluslararası suyolları konusunda, gerek Türkiye'ye yönelik güvenlik tehdidi ve Irak'taki Türkmen azınlığın hakları gibi görüşme konularının geri planındaki durum, aslında böyle bir algılamaya bağlı görünüyor. Ve Irak'ın işgaliyle başlayan gelişmeler, bu konulara ilişkin belirsizliği daha da artırmış oldu. Nitekim, Caferi'nin de dolaylı olarak belirttiği gibi, halihazırda, Irak'taki bir ABD faktörünü göz ardı etmek mümkün değil. Caferi'ye göre, bu durumun sürmesi, ülkede istikrarın sağlanmasıyla sınırlı görülüyorsa da, en azından bu konuda bile ümit verici bir öngörüde bulunmak da pek kolay değil.
Ama buna rağmen, Türkiye'nin, bu dönemde söz konusu edilen bir işbirliğine dahil konular bakımından katkı sağlayacağına da inanılıyor.
Irak güvenlik kuvvetlerinin eğitimi, Irak yargı mensuplarının eğitimi ve
son olarak Irak anayasasının hazırlanmasına akademik
katkıda bulunmak gibi konular, gündemde. Türkiye, böyle bir destekte bulunmak için gerekli kaynaklara ve yeteneğe sahip bir ülke.
Bütün bu faaliyetler, en azından, Irak devletinin dış kabuğunun sert tutulmasını sağlamaya yönelik birtakım çabalar olarak görülebilir. Ve bunlar bakımından, nispeten kısa bir sürede, belli bir ilerleme sağlanması da beklenebilir. Ancak Irak halkının, siyasi ve ekonomik anlamda, kendi geleceğini belirleme hakkına sahip çıkmasının hangi ölçülerde mümkün olacağını, şimdiden kestirmek mümkün değil. Ülkenin, yerel ve yabancı aktörlerce, istenerek bir av sahası haline getirilmiş olması da, bu belirsizliği kuvvetlendiriyor.
Böylece, bugünkü koşulları bakımından, Irak'ın tam egemen ve bağımsız bir devlet olduğunu iddia etmek çok zor. Ve Türkiye'nin, bu ikili ilişki bakımından önem verdiği birtakım konularda da bu durumdan kaynaklanan bir belirsizliğin hâkim olduğunu söylemek mümkün.
Dünyadaki bazı gelişmelerin, bu tablonun görünümü bakımından çelişkileri daha da artırıcı bir etkisi olabilir. Örneğin Özbekistan'da meydana gelen ayaklanmanın şiddetle bastırıldığına ilişkin haberler karşısında, insan haklarına ilişkin sorunların, devletlerin içişlerine dahil olmadığı kabul edilmekle birlikte, bunu hiç umursamayan Kerimov yönetimine karşı, Irak'takinin aksine, Irak'taki işgalin liderleri de dahil, dünyanın belirgin bir siyasi tepkide bulunmaktan uzakta olması böyle bir örnek. Bu tutumun, şimdilik kısa vadeli çıkarlar zemininde temellendirildiği düşünülse de, uzun vadede o çelişkilerin artmasına hizmet edeceği açık. Kısaca, Irak'ın, bugün genel olarak yaralanmaya açıklığının nedenlerini sadece kendi içindeki unsurlarla sınırlı düşünemeyiz.