Irak'ta geleceğin tayini

Irak'ta beklenen 'Saddam sonrası yeniden inşa' çalışmasının,</br>'Amerikanlaşma' şeklinde ilerlemesi sürpriz olmayacak. 'Simetrik ilişkiler çağı' geçti gibi.

Irak'ta Saddam Hüseyin rejiminin denetimini yitirdiği belirtileri ortaya çıktıktan sonra, şimdi bir yeniden inşa çalışmasına başlanması bekleniyor. Bunun, her şeyden önce, bir Amerikanlaştırma süreci şeklinde ilerlemesine çalışılması sürpriz olmayacak.
Siyasi ve ekonomik bakımdan ABD taleplerine uygun bir yeniden inşa hamlesinin ilk izleri ülkenin kuzeyinde çok daha önce başlatılmıştı. Irak veya Ortadoğu konusunda araştırmalarda bulunan bazı ABD kuruluşlarının web sitelerinde, Batı'ya şirin görünecek Kuzey Irak enstantanelerine yer veriliyordu. Tıklım tıklım dolu süpermarket rafları, düzgün inşa edilmiş karayolları, titizlikle çalıştığı görünen tıbbi tesisler ve pırıl pırıl bir ilkokul sınıfında her öğrencinin önünde birer bilgisayar görüntüsü, ekranlar açık ve hepsinde aynı logo göze çarpıyor: 'Microsoft'. Bu resimleri görüp de, kendini evinde hissetmeyecek bir Amerikalı herhalde yoktur.
Kendi geleceğini 20. yüzyılda tayin edebilme kudretine ermiş birçok halkın, daha sonra farklı derecelerde otoriter yönetimler altında yaşamak zorunda kalması, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında, katı siyasi bir gerçek olarak sürdü. Sömürge yönetimi altındaki bir halkın bu statüsü değişmekle birlikte, bireysel veya topluca yaşam tarzının pek değişmemesinde, sonuç olarak aynı siyasi söylemin yeni rejim içinde de sürdürülmesi belirgindir.
ABD liderleri, pek de beklemedikleri anlaşılan bir şekilde, işlerin bu kadar hızlı ilerlemesi ve yönetimi devralma eşiğine gelmiş olmanın keyfiyle yorumlar yapmakta. Almanya ve Japonya'yla başlayıp, Bosna, Kosova ve Afganistan'la süren 'başarı' örnekleri veriliyor. Ve ardından ekleniyor: Biz, arkamızda anayasalar ve parlamentolar bırakarak ayrılırız.
Savaş yoluyla elde edilen bu üstünlüğün ilk siyasi belirtileri, Irak bünyesindeki değişik topluluklar bakımından değerlendirilebilir. Bu sonucu, kendi konumlarının açıkça güçlendirilmesi olarak tanımlayanlardan, henüz böyle bir algı edinmemiş olanlara kadar geniş bir cephe açılmış durumda. Bu koşullar altında kısa vadeli çıkarlar daha da belirginleşecektir. Bu gelişmenin nasıl bir anayasa ve nasıl bir parlamento sorusununun altını da kuvvetle çizeceği aşikâr. Bağdat'ta, Saddam Hüseyin'in devrilen devasa heykelinin kaidesine üstüste Mesut Barzani afişlerinin yapıştırılması, sanki böyle bir geleceğin ironisi gibiydi.
Dolayısıyla Irak, yağmacılığın adeta özgürlük sayıldığı ve bireyin, varlığını bu şekilde ortaya koyma halinden, o anayasalar ve parlamentolar düzenine götürülmek durumuyla karşı karşıya. Ülke halkının kendi geleceğini tayin etmesi için, sadece Kürt topluluğunun ortaklığı veya sürgündeki Iraklı seçkinlerin ülkeye davetinin yeterli sayılması, en azından kendi geleceğini tayin hakkının icrası bakımından mümkün olmasa gerek. Bu durumda, ülke halkını oluşturan değişik toplulukların, ABD'nin kendi çıkarları bağlamında bir 'gelecek' iradesini oluşturacak yeni bir tasarımla belirlenmesi durumuyla karşılaşabiliriz. Bu, en azından, Kürtler dışındaki toplulukların da, ABD bakımından Kürtlerle simetrik bir konuma getirilmeleri demektir.
Bu konuda, Kürtler dışındaki toplulukların tutumu, savaşla da netleşmiş değil. Bütün bu 'kendi geleceğini belirleme' yaftası altında yürütülen harekâtın, sonuçta yabancı bir kuvvetin ezici bir güç kullanmasına bağlı olarak gerçekleştirildiği düşünülecek olursa, bekasının da aynı dille sağlanması beklenebilir.
Sonuçta, uluslararası bir örgütlenme içinde devlet egemenliğinin tedricen azaltılması düzeninin çok ötesindeyiz. Bu, bugünkü ABD liderlerinin farklı bir açıdan atıfta bulunduğu İkinci Dünya Savaşı sonrasında, yine ABD tarafından da tasarlanan bir düzen anlayışıydı. Bu, büyük devletler gerçeğini reddetmemekle birlikte, onu uluslararası kamu düzeninin inşası ve sürdürülmesinde bir kolluk yetkisiyle sınırlandıran bir düzendi. Bugün tek bir devletin, kaba bir şekilde kendini buna yetkili sayması karşısında ve sadece buna dayanarak, dünyamızın daha simetrik bir ilişkiler ağına sahip olacağını düşünemeyiz. Asimetrinin bu ölçüde vurgulanması, zaten böyle bir hedefin inkârı anlamına gelir.