Irak'ta seçimden sonra nereye?

Geçen hafta sonu, Irak seçim sonuçları resmen açıklandı. Şiilerin Birleşik Irak İttifakı en fazla oyu toplamış görünürken, Kürt İttifakı ikinci ve Başbakan Iyad Allawi'nin liderliği altındaki Irak Listesi de üçüncü sırada yer alıyor.

Geçen hafta sonu, Irak seçim sonuçları resmen açıklandı. Şiilerin Birleşik Irak İttifakı en fazla oyu toplamış görünürken, Kürt İttifakı ikinci ve Başbakan Iyad Allawi'nin liderliği altındaki Irak Listesi de üçüncü sırada yer alıyor. Bilindiği gibi, Sünnilerin gayet düşük katılımı da açıkça görülüyor. Sünni oylarını toplayan simaların yüzde 2 civarında oy topladığı belirtiliyor. Ancak, seçimlere genel katılım oranı da çok yüksek sayılmayabilir, seçmenlerin yaklaşık yüzde 58 kadarının oy kullandığı belirtiliyor.
Elbette, Irak'ta yapılan bu seçimlerin gerçekten demokratik bir ülkede yapılan seçimlere ilişkin ölçütler çerçevesinde değerlendirilmemesi gerekiyor. Öte yandan, bu seçimlere kadar geçen sürede, ülkenin, yabancı kuvvetlerin işgali altında bu noktaya geldiği de, içinde habis gelişmelere yol açabilecek göz ardı edilmemesi gereken önemli bir etken.
Yüzde 58'lik oy kullanma oranı, istikrarlı bir rejim bakımından düşük bir orandır. Bu, Irak bakımından da böyle sayılsa da, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından, bu çizgide bir ilerleme gerçekleştiği ölçüde, bu oranın tam tersine, seçimlerden beklenen sonuçlara yönelik önemli bir halk iradesi olarak yorumlanmaya başlanması da şaşırtıcı olmamalı. Irak'ın, böyle bir deneyimi tatmaya başladığı çizginin, artık çok gerilerde kaldığının sürekli olarak vurgulanmasıyla karşılaşacağımız kesin.
Bu olası durum, seçimlerden başarılı olarak çıktığı ilan edilen tüm kesimler için de, bir anlamda gerçek ama kof bir zafer sarhoşluğunu doğurabilir. Irak'ta, şu günlerde, bu ülkenin sosyal ve ekonomik gerçekleri üzerinde birtakım hayali yatırımların cazibesine kapılmaksızın, ayağı yere basan bir siyasetin önemi hayati bir değer taşıyor.
Her şeyden önce, ülkenin yakın geçmişi, geleceğinin nasıl kurulmaması konusunda yeterli deneyimleri sunuyor. Bu, kaba gücün, sadece gücün belirleyici olduğu yanılgısına kapılan bir siyaseti ifade ediyor. Ancak bu siyaset, siyasal plan ve programlar üzerine inşa edilmiş de değil. İnsanların, varlıklarıyla özdeşleştirdiği kimlik özelliklerinin siyasal davranışı belirlediği bir ortamda, siyasal çekişmenin ölüm kalım zeminine çekilmesi işten bile değildir. Kürtlerin, kuzeydeki güvenli bölgede, 1991'den beri özenle korunup gelişimiyle bir bağımsızlık hedefinin bir arada yorumlanmaya başlanması; Sünnilerin bilinen ve beklenen gönülsüzlüğü ve Şiilerin, beklemedikleri buruk zaferi, aslında böyle bir ölümcül çatışmayı kolaylıkla fitilleyebilir.
Ve hiç unutulmaması gereken bir diğer gerçek, ülkenin,
hâlâ bir askeri işgal altında bulunuyor olması. Evet, bir ülkede yapılan genel seçimlerin, halkın iradesini ortaya koyduğu, dolayısıyla kendi geleceğini belirleme yolunda hayati bir değer taşıdığı, genel kabul gören bir konudur. Fakat, bir ülkenin işgal altında tutulmasıysa, bunun tam aksi bir durumdur. Denilebilir ki, ama o işgal kuvvetleri zaten bu halk iradesinin ortaya konulması uğruna bu işe girişti. Nitekim ABD yönetiminin başlıca savunusu da bu. Ama bu konuda, 'işgal' ve 'halkın geleceğini belirlemesi' arasında, bu iki zıt konunun nasıl bağdaşabileceğine ilişkin, üzerinde genel mutabakat bulunan bir normatif düzen de yok. Dolayısıyla, halen gücün belirleyici olduğu bir ortam tüm çıplaklığıyla ortada duruyor.
Birleşmiş Milletler, ülkedeki seçim teknolojisini inşa ve
kısmen de uygulatma konusunda bir şeyler yaptı. Ancak bizzat, Genel Sekreter Kofi Annan'ın da birkaç gün önce, Washington Post'ta yazdığı gibi, ülkede bulunan 200 civarındaki Birleşmiş Milletler mensubunun yüzde 75'i sadece güvenlik görevlisi. Dolayısıyla örgüt katkısının ne ölçüde kaldığını görmek mümkün.
Iraklı siyasal güçler, hayati bir dönemin eşiğinde bulunuyor.
Ve bu seçimler sonucunda, bir kurucu iktidarın oluşumu
üzerinde çalışılmaya başlanacak. Bunun Iraklıların kendi güçlerine dayalı bir eksende ilerleyebilmesi için, bunun gerçekten böyle kurulması iradesinin uygulanabilmesi ve görünür olması çok önemli. Bunun, hem ülkedeki o farklı siyasal kesimler, hem de komşu ülkelerle açık bir iletişim ve güven örgüsü içinde gelişmesi mümkün olabilir. Bu, aynı zamanda, işgalin kaba cazibesine değil, ama kendi iradesine güvenen bir Irak'ın oluşumu anlamına da gelebilir.