Irak'ta tartışılan nedir?

Saddam Hüseyin'in ele geçirilmesinden sonra maruz kalacağı muamelenin hukuken ne anlam taşıdığı, sadece bu zatın kendi geçmişine bakarak belirlenebilecek yöntemlerle açıklanamaz.

Saddam Hüseyin'in ele geçirilmesinden sonra maruz kalacağı muamelenin hukuken ne anlam taşıdığı, sadece bu zatın kendi geçmişine bakarak belirlenebilecek yöntemlerle açıklanamaz. Saddam, kanlı bir diktatördü. Bunda kimsenin kuşkusu yok. Peki, bu nedenle kendisine karşı uygulanacak bir muamele konusunda tamamen bir hareket serbestliği içinde bulunduğumuz söylenebilir mi? Elbette hayır.
İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda, Nazi Almanyası'nın önde gelen yöneticilerinin geleceği, önceleri müttefikler arasında da görüş farklılıklarına yol açmıştı. Bir şekilde cezalandırılmaları gerekiyordu, ama nasıl? Hemen kurşuna dizilip öldürülebilirlerdi. Veya daha uzun ve uğraştırıcı bir yol seçilebilirdi: Yargılama ve bunun sonucuna göre davranma.
Tabii, bu kişilerin yaptıklarının 'suç' olarak tanımlanması, bu eylemler ortaya çıktıktan sonra gerçekleştiği için, bu tür bir yargılamanın adilane olup olmadığı, epey tartışma kaldırır bir konuydu. Ama öte yandan, o dönemin koşulları bağlamında, tercih edilebilecek en uygun yol da buydu. Hem insanın haklarına saygı bakımından, hem de yeniden kurulması düşünülen uluslararası düzenin temel ilkelerinin renginin belirlenmesi bakımından böyle bir tercihin anlamı büyüktü. Zira, olabildiğince esasları ve yöntemi belirlenmiş bir yargılama çerçevesinde, iddia ve savunmanın kendi tezlerini kanıtlamasına olanak verilecekti.
Böyle bir yargılama faaliyetinin dayanağı, elbette hukuk kuralları olacaktı. Bunlar, kişisel tercih ve saiklerden uzakta, olması gerektiği biçimde soyut ve genel olarak tanımlanmalıydı. Böyle de yapıldı. Sonuçta, büyük Nazi savaş suçlularının bazıları idama mahkûm oldu, bazıları hapis cezasına; bazıları da beraat etti.
Bugün, bu gibi konular karşısında, 1940'ların ortalarında olduğu gibi bir bilinmezlik içinde değiliz. Saddam Hüseyin gibi, Nürnberg yargılamalarına da esas alınmış suçları işlediği iddia edilen kişilerin hakkında uygulanması gereken uluslararası hukuk kuralları bellidir. Bu konuda, devletlerin nasıl bir davranış içinde olması gerektiğine ilişkin kurallar da bellidir. O halde tartışılan nedir? Tartışma, Irak'ı işgal eden devletlerin ve onların desteğiyle ülkede kurulan geçici hükümet konseyinin,
konuyu böyle nesnel bir hukuki çerçevede değerlendirmek yerine, nasıl olur da, çıkarlarına en uygun bir biçimde sömürecekleri hesaplarının yapılmasından kaynaklanıyor.
Başkan Bush, kalkıyor 'O adam (Saddam Hüseyin) benim babamı öldürmek istemişti' gibi, adeta bir western filmindeki 'iyi adam'ın, mazur görülmesi gereken intikam hislerinden dem vuruyor. Ve böylece, hukuki nesnellikten tamamen uzaklaşarak, sorunu gayet öznel bir konuma itmeye çalışıyor. Bir başkası, o bir iblistir deyip, bu yabancılaştırma söyleminin
ardına saklanarak, her tür yönteme başvurma hesaplarının zeminini güya meşrulaştırmaya çalışıyor.
Bugün, Irak'ta olup biten her şey, uluslararası hukuk çerçevesinde değerlendirilmek ve izlenmek durumundadır. Zira ülke, temel bir uluslararası hukuk kuralının, yani kuvvet kullanma yasağının ihlali sonucunda işgal edilmiştir. Ve böylece, uluslararası hukukun ülkede olanları değerlendirme kapısı sonuna kadar açılmıştır. Bu nedenledir ki, sadece Irak'ta ve Iraklılar olarak adlandırılan geçici hükümet konseyi
tarafından kurulan bir mahkemenin Saddam'ı yargılama yetkisi ve bunun meşruiyeti ciddi biçimde tartışma doğurur.
Irak sorunu, dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyor ve gitgide düğümleniyor.
İşin başındaki temel çözüm tavrı neydi ise, bugün Saddam'ın yargılanması konusunda da odur. Uluslararası planda yetkili kılınmış bir merciin kararına göre hareket etmek. Yugoslavya, Ruanda, Sierra Leonne, vb. sorunlarda, daha önce, Güvenlik Konseyi'nin kararıyla kurulmuş olan uluslararası ceza mahkemeleri formülüne paralel bir yargılama Irak için de düşünülebilir.
Unutulmamalıdır ki, yargı, ancak belli esaslara dayalı bir düzenin ifadesi olduğu ölçüde etki sağlayabilir. Yoksa sadece yargısal bir görüntü, temel ilkelerden yoksun bir ilişkiler ortamının düzenlenmesi gücüne sahip olamaz.