Kıbrıs'a bakış ve gelecek

Kıbrıs'ta, geçen hafta sonu yapılan genel seçimlerin sonucu, geçen yıl nisan ayında yapılan Annan Planı referandumunda ortaya konulan iradenin sürdüğü ve daha güçlendiğini göstermesi bakımından önemli.

Kıbrıs'ta, geçen hafta sonu yapılan genel seçimlerin sonucu, geçen yıl nisan ayında yapılan Annan Planı referandumunda ortaya konulan iradenin sürdüğü ve daha güçlendiğini göstermesi bakımından önemli.
Bu, adanın kuzeyindeki toplumun, çözümü açıklıkla savunabilen bir siyasal partiyi büyük bir farkla desteklemesi anlamına geliyor. Ve tabii, bu yıl nisan ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminin yolunu da göstermiş oluyor. Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta, Cumhurbaşkanı adaylarının siyasal partilerce belirlendiğine dikkat çekerek, önümüzdeki seçimde böyle bir gelişme olursa, buna karşı olmadığı mesajını verdi. Başbakan Talat, bu ay başında, İstanbul'da Bilgi Üniversitesi'nde verdiği konferansta da bu yönde bir soruyu aynı şekilde cevaplandırmıştı.
Bu olasılık, en azından adanın Türk tarafı bakımından, statükocu değil çözüme açık bir siyasetin gitgide güçlendiği işaretini veriyor. Ve umalım ki, bu sinyaller sadece adanın kuzeyiyle ve hatta adayla sınırlı kalmasın.
Zira, böyle bir siyasetin öngörülebilir bir eksende güç kazanması, Kıbrıs uyuşmazlığının çözümüne yönelik bir anlayışın da güç kazanması olarak yorumlanabilecekse, bu belirgin değişimin farkında olması gereken çevrelerin de, bu gelişmeye paralel bir tutum belirleyebilme basiretini göstermesi önem kazanır. Bunların başında, elbette adanın güneyi geliyor.
Papadopulos'un bugüne kadarki tutumu, Avrupa Birliği'ne üye olmanın rehaveti ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde açılmış davaların kırbacıyla, bu uyuşmazlığın 'çözümü' sürecinde etkili olmaya çalışmak şeklinde oldu. Ancak, bunun çok isabetli bir siyaset olduğu düşünülebilir mi? Tabii, bu soruyu sorarken, kısaca Kıbrıs'ta 'sorun' olarak tanımlanan konularda kapsamlı bir çözüme ulaşma hedefini önemseyerek, bu tutumun çözümleyici sayılmasının birçok soru işaretleriyle yüklü olduğunu düşünüyorum. Yoksa statüko, Kıbrıs'ın Rum tarafı bakımından elverişli fırsatlar yaratıyor olabilir. Ama herhalde kimse, bunu çözüm olarak tanımlayamaz.
Bilindiği gibi, bu uyuşmazlık, başta Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği gibi değişik uluslararası oluşumların da gündeminde yer alıyor. Birleşmiş Milletler'in, geçen yılki referandumlara kadar sürdürdüğü yoğun çabaların sonucu ortada. Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği de, kendi farklı gündemleri bağlamında bu uyuşmazlıkla yakından ilgili olmak durumunda.
Şimdi, serinkanlılıkla bakıldığında, adanın kuzeyindeki pozitif enerjinin önce siyasete ve ardından çözüme de yansıtılması amacıyla daha fazla desteklenmeye layık olduğu görülmek durumundadır. Bu, elbette çok somut uyuşmazlık konuları için de geçerlidir. Çözümü ve ayrışmayı ortadan kaldırmaya yönelik bir siyasetin, bu somut uyuşmazlık konularında daha etkili bir uygulama içinde olacağı tartışmasızdır. Nitekim, mülkiyet hakkı konusundaki mağduriyetin giderilmesi için ilk taleplerin adanın kuzeyinde yapılabilmesine yol açan gelişmelerin, adanın kuzeyinde, artık daha da etkili bir yaklaşımla halli niyeti göz ardı edilemez.
Bunun temel nedeni, aslında hukukun genel nitelikteki bir ilkesine verilen değerle açıklanabilir: Ahde vefa ilkesi. Çözümleyici bir siyasetin, başlıca uyuşmazlık konularında da bu tutumunu etkili kılmaya çalışması, elbette dikkate alınması gereken bir durumdur. Hem genel olarak uyuşmazlığın giderilmesi, hem de bu bağlamda gündeme gelen bireysel mağduriyet taleplerinin karşılanabilmesi gayreti konusunda da, sorunun arka planında o ahde vefa ilkesini görmek mümkün.
Dolayısıyla, Kıbrıs'taki siyasal iradenin geçen nisan ayından itibaren bu yöndeki gelişme çizgisini değerlendirirken, artık uluslararası hukuk çevrelerinin de, bu siyasal gelişmeye kayıtsız kalınamayacağının ayırdına varması büyük önem taşıyor. Bu nedenle, seçim sonuçlarının ve adadaki olası siyasal gelişmelerin bu açıdan da okunabileceğine ışık tutan bir siyasetin dillendirilmesi, yakın gelecek bakımından daha da önem kazanacaktır.