Kıbrıs'ta açılımın yönü

Kuzey Kıbrıs'ta, Cumhurbaşkanlığı devir teslimi de gerçekleşti. Geçen hafta, adada bulunduğum sırada, değişik vesilelerle Kıbrıslı Türklerle yaptığım konuşmalarda, hâlâ böyle bir değişikliğin gerçekleşmesine inanamadıklarını görmek mümkündü.

Kuzey Kıbrıs'ta, Cumhurbaşkanlığı devir teslimi de gerçekleşti. Geçen hafta, adada bulunduğum sırada, değişik vesilelerle Kıbrıslı Türklerle yaptığım konuşmalarda, hâlâ böyle bir değişikliğin gerçekleşmesine inanamadıklarını görmek mümkündü. Bu değişimden bihaber bazı İngiliz turistlerin bile, kısa bir süre önce yapılan seçim sonuçlarıyla ilgili olarak şaşkınlığını gizleyemediğini gördüm.
Bir demokraside, böyle bir değişikliğin de olağan hale gelmesi, umarım bundan sonra kendi doğallığı içinde kabul edilmeye başlanır. Zira bunun aksi, seçim yönteminin dışında, bazı başka araç ve yöntemlerin gücüne itibar edilmesinden başka anlam taşımıyor. Adanın yakın geçmişinde, hem Rum hem de Türk toplumunu ilgilendiren bir şekilde, bunun birçok örneğini gördük. Dolayısıyla, seçimlerdeki bir başarı, seçimde kazanılmış bir başarıdır ve elbette, savaş alanında kazanılmış bir zafer değildir. Sanırım, bundan sonrası için, Kıbrıs iç siyasetinde, böyle bir stratejik bakışın ötesinde, olağan bir yaklaşımın önemi daha da büyük olacak.
Öte yandan, her ne kadar eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, seçimlere katılmayarak siyasete de veda ettiği söylenemezse de, iç siyasette bunun nasıl ve hangi eksende gelişeceğini göreceğiz. Ancak, büyük ölçüde, yılların muhalefetini, Türkiye'nin de dolaylı desteğiyle birleştirebilen Mehmet Ali Talat ve ekibi, artık Kuzey Kıbrıs siyasetinin her kademesinde yönetimdedir. Bu nedenle, bundan sonrası için bir 'muhalefet' söyleminden söz etmek, tabii pek anlaşılabilir bir tutum olmaz. Talat ve ona destek veren çevrelerin asıl sorumluluğu, artık bunu kuvveden fiile çıkacak bir siyasal beceri ve kararlılıkla ölçülmeye başlanacak.
Bu değişimin, başlıbaşına kendisi bile, aslında Talat'ın başlangıç çizgisindeki temel mücadele varlıklarından birini oluşturuyor. Ama bu değişimin icraata yansıtılması da, siyasetin kendi dinamikleri nedeniyle, 'değişim ve statüko' ekseninde zorlamalarla yüzleşmeyi gerektirebilir.
Veya bu kavramların yeniden tanımlanmasında, etkili bir siyasal hünerin açıklıkla ortaya konulmasını gerektirebilir.
Kuzey Kıbrıs'ın ambargoya bağlı uluslararası ilişkilerinin belki de en güçlü olduğu alan, doğrudan doğruya siyasal bir nitelik arz etmeyen, turizm. Ama bunun da, dolaylı olarak siyasal bir etkiye sahip olduğu bilinen bir gerçek.
Nitekim geçen aylarda, Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi'nin Londra'da giriştiği turizm kampanyasının algılanma biçimi, tamamen böyle bir zeminde olmuştu. O kampanya, Londra belediyesine bağlı ulaşım idaresine tabi otobüslerde ve metrodaki reklam panolarına asılan afişlerden ibaretti. Afişlerde, 'Kuzey Kıbrıs-Bozulmamış güzelliklerin sığınağı' gibi bir turizm sloganına ve üç çarpıcı doğa fotoğrafına yer verilmişti. Londra'da yaşayan Kıbrıslı Rumların şikâyeti üzerine, bu afişler idare tarafından kaldırılmış; fakat daha sonra, yol kenarlarındaki reklam panolarında sergilenmeye başlanmıştı. Bu konuyla ilgili hukuksal başvuru ve takip hâlâ sürüyor.
Öte yandan, adanın kuzeyine yönelik artan bir turistik ilginin olduğu da gerçek.
Özellikle İngiliz turistlerin sayısının, geçen yıl 100 bine vardığı söyleniyor. Resmi açıklamalarda, bu yılın ilk aylarındaki turizm istatistiklerine göre, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 39 oranında bir artışın olduğu belirtiliyor. Ayrıca, adadaki inşaat faaliyetleri bir süredir patlama göstermiş durumda. Özellikle, Avrupalıların adadan yazlık veya bir tatil evi alması için, Avrupa ölçülerine göre daha ehven fiyatlı, fakat konforlu villa ve apartman dairesi inşaatları büyük alanlara yayılmış durumda. Keza, İngiliz ve Kıbrıslı emlak komisyoncularının reklamları da, basın ilanları ve reklam panolarını doldurmuş durumda. Turizm, elbette ülkenin dışa açılmasının, saydamlaşmasının ve dış ilişkilerinde bir güçlenme aygıtı olarak da değer taşıyacak ölçüde
önemli, ekonomik ve sosyal kanallardan biri.
Şimdi Kuzey Kıbrıs'ta, artık yeni liderlik ve yeni hükümetin sorumluluğu, bu gibi mevcut başarılı uygulamaları daha da güçlendirici bir doğrultuda olmak, ama yeni alanlara nüfuz etme çabasını da göz ardı etmemek siyasetiyle anlam kazanacaktır. Kıbrıs'ın iç dinamizmi, Türkiye kamuoyunca da gerçekçi bir yaklaşımla, yakından takip edilmeli. Zira yapılan, hâlâ bunun gerisinde görünüyor.