Kırgız baharı mı?

Kırgızistan'da, pek tahmin edilmedik bir biçimde, hızla gelişen protesto gösterileri, devlet başkanı Askar Akayev'in devrilmesine yol açtı.

Kırgızistan'da, pek tahmin edilmedik bir biçimde, hızla gelişen protesto gösterileri, devlet başkanı Askar Akayev'in devrilmesine yol açtı. Yağma olaylarının yatışması ve geçici yönetimi üstlendiği açıklanan simaların, yakın geleceğe ilişkin siyasal bir takvim ilanı, bir ölçüde istikrarı sağlayabilir. Ancak, henüz birçok hayati sorunun cevaplanabileceğini söylemek, pek gerçekçi görünmüyor.
Ukrayna'da olduğu gibi, Kırgızistan'da da bu halk ayaklanmalarını başlatan gelişme seçimler oldu. Devlet Başkanı Akayev'in aday olmayacağını açıklamasına rağmen bu kararını değiştirmesi, yakın aile bireylerini etkin siyasal pozisyonlarda tutma çabaları, ülkedeki Özbek ve Rus azınlıkların (her biri yaklaşık yüzde 15 oranında bir nüfusa sahip), seçim sınırlamaları nedeniyle hemen hemen hiç temsil kabiliyetine sahip olamamaları ve genel olarak, seçimlere bulaşmış yolsuzluk söylentileri, böyle bir ayaklanma için bulunmaz birer fırsat oluşturdu.
İlk bakışta, Ukrayna'yla bir benzerlik var gibi görünse de, Ukraynalıların, yaygın toplumsal muhalefetin zorlamaları karşısında, sistem içinde bir kolaylaştırıcı çözüme yönelebildiği de âşikar. Bunun nedeni, önce Ukrayna yüksek mahkemesinin seçimlerin yenilenmesine yol açan kararı ve bunun devamındaki gelişmelerdi. Dolayısıyla, Gürcistan, Ukrayna, Kırgızistan vakalarını peş peşe sıralayıp, sonra bunlara dair genel yargılara varmak, toplumsal doku ve siyasal kurumların işleyiş kabiliyetine ilişkin farklılıklar karşısında, çok isabetli olmayabilir.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Kırgızistan'da olaylara neden olan 27 Şubat genel seçimleri konusunda bir rapor hazırlamıştı. Raporda, önceki seçimlere oranla bu seçimlerde bazı iyileştirmelere rastlandığı belirtilse de, genel olarak durum, hiçbir şekilde seçimlerden
umulanı sağlamaya elverişli değildi.
Örneğin seçimler, başta Devlet Başkanı Akayev olmak üzere, üst derece kamu görevlilerinin sürekli olarak, halkı bir iç savaş tehlikesine karşı ve muhalefete yönelik olarak uyardığı bir ortamda yapıldı. Toplantı ve ifade özgürlüğü, seçim kampanyaları sırasında ciddi biçimde ihlal edildi. Oyların satın alındığı haberleri yaygınlık kazandı. Bazı yerlerde, seçimlere idari görevlilerin müdahale ettiği görüldü. Seçim listeleri hiç düzgün değildi, bazı yerlerde seçmen listesi bilgilerine ulaşmak bile mümkün olamadı. Bu konulara ilişkin şikâyetler ve başvurular dikkate alınmadı, başvuru usulleri dağınık görülüyordu. Adaylara inanılmaz sınırlamalar getirildi. Örneğin ülkede belli bir süre ikamet etme zorunluluğu gibi. Bu nedenle, diplomatlık yapmış muhalif adaylar, diplomatlık görevi nedeniyle ülke dışında bulundukları ve ülkede ikamet etmedikleri gerekçesiyle seçimlerden tasfiye edildi. Adayların adaylık statüsüne, sudan teknik nedenlerle son verildi. Bazı bölgelerde, özellikle bu uygulama büyük toplumsal tepkilere neden oldu. Bağımsız medya faaliyetlerine sınır getirildi ve bunlar, hükümet temsilcilerince sürekli olarak hasmane bir tutuma maruz bırakıldı. Bu bilgiler, 28 Şubat tarihli AGİT raporundan aktarılmıştır.
Şimdi ne olacak? Öncelikle, ülkede, geçici yönetimi üstlenmeye hazırlanan Akayev muhalifi liderler arasında son günlerde yapılan tartışmada da ortaya çıktığı gibi, parlamentonun geleceği önem taşıyor. Ama bu koşullarda yapılmış bir seçimin, her şeye rağmen geçerli kabul edilmesi önerisi de, geçici bir dönem için bile olsa, istikrarsızlığı derinleştirebilir.
Kırgızistan, coğrafi konumu nedeniyle, hem tarihsel olarak hem de 11 Eylül sonrası ilişkiler bakımından, dünya güçlerinin gözünün üzerinde olduğu bir ülke. Ülkede yeni bir yönetimin işbaşına gelmesi, elbette bunu değiştirmeyecektir. Bu noktada, altı Bağımsız Devletler Topluluğu üyesi arasında akdedilen Ortak Güvenlik Anlaşması'nın bir tarafı olması da, bu anlaşmadan hareketle bir Rus (ve diğer anlaşma taraflarının) müdahalesini olası kılmıyor. Zira, bunun için, ülkenin bir silahlı saldırıya maruz kalması gerekir.
Şu sırada sorulması gereken soru, ülkedeki geçici yönetimin, ülke halkını ayırt etmeksizin temsilen, tüm ülke üzerinde, ne kadar etkili ve sürekli bir denetimi icra ettiği olmalı. Bu, iç düzen açısından elzem olduğu gibi, geçici hükümetin tanınmasının koşulu da bu sorunun cevabında yatıyor.