Liberya'da adalet

Liberya'da, Devlet Başkanı John Taylor'a karşı baş gösteren ayaklanma ve iç çatışmanın vahşeti, bu ayın ilk günlerinde, Güvenlik Konseyi'nde kabul edilen...

Liberya'da, Devlet Başkanı John Taylor'a karşı baş gösteren ayaklanma ve iç çatışmanın vahşeti, bu ayın ilk günlerinde, Güvenlik Konseyi'nde kabul edilen kararla yeni bir uluslararası barış gücü oluşturulmasına neden olacak.
Liberya'daki feci çatışmalar ve genellikle bölge ülkelerinden oluşan ülkedeki yabancı istikrar gücünün yetersiz kalması sonunda, Liberyalıların, ABD'nin bir an önce bu ülkeye müdahale etmesi için feryat ettiğini görüyoruz. Liberya'nın, 19. yüzyılda, ABD'deki Afrikalı kölelerin özgürlüklerini kazandıktan sonra kurdukları bir devlet olduğunu hatırlayacak olursak, ülkedeki bu gelişmelerin ne kadar da trajik olduğu anlaşılabilir.
Gerçi, Amerika'nın köle Afrikalılarının özgürleşmesi gibi, Afrika'nın kendi geleceğini tayin etme hakkından yüzyıllar boyu yoksun bırakılmış halkları da, bağımsızlıklarına kavuştuktan sonra, bu defa, bu uğurda tesis edilen yönetimlerin boyunduruğu altında süründüler. Bunun, hâlâ var olan örnekleri, hiç de az değil. Bu nedenledir ki, kendi geleceğini tayin etme amacıyla, hukukun da tanıdığı bir biçimde siyasi bir yapının oluşturulması,
bugün, bu hakkın başlı başına kullanılması anlamına gelmiyor. Bugün, bu hakkı, bireysel veya toplumsal, geleceğe yönelik bir ümidin var olduğu ve korunabildiği bir ortamın sağlanması olarak görmek mümkün.
Afrika'nın yüzyıllardır yüzleştiği insanlık dışı bir hayat, bugünün modern ilişki biçimlerinin de gölgesinde kalabiliyor. Örneğin Liberya'nın komşusu Sierra Leone'daki çatışmalar, kolaylıkla 1999 yılındaki Yugoslavya'ya karşı düzenlenen NATO harekâtının karanlığında kalabilmişti. Bugün, Liberya'nın her türlü kirli işe bulaşmış Devlet Başkanı John Taylor'un, o tarihte Sierra Leone'daki çatışmaları beslemesinde, ülkedeki zengin maden yataklarının Avrupa elmas piyasasındaki etkisi büyük rol oynamıştı. Ülkedeki çatışmalar, siyasi bir çekişmenin yanı sıra, getirisi yüksek bu pazarın da etkisi altında, vahşiyane bir biçimde sürmüştü.
Büyüklerden daha gözü kara ve sınır tanımaz oldukları için seçilen çocuklar, bu savaşın başlıca aktörleri oldu. Mağdurları da büyük ölçüde onlardı. Geride binlerce, kol ya da bacakları kesilmiş veya tecavüz edilmiş çocuk var.
Güvenlik Konseyi'nde birkaç gün önce kabul edilen ve Liberya'ya barış gönderilmesine ilişkin kararda, başını ABD'nin çektiği ve Birleşmiş Milletler'ce de, en azından bir yıl daha kabul görmüş bir politikanın etkilerini görmek mümkün. Ve bu, aslında, Afrika'nın Batı sahillerindeki bu vahşetin, zihinlerdeki yaygınlığını sergilemesi bakımından, ürkütücü bir durum. O kararda, ülkeye gönderilecek uluslararası askeri birliklerin uyrukluğunu taşıdığı devlet, eğer Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin kurulmasına ilişkin Roma Statüsü (andlaşması) ile bağlı değilse, bu kişilerin, münhasıran kendi devletlerinin yargısına tabi olacağı öngörülüyor. Dolayısıyla, bu birliklere mensup askerler, başka bir biçimde hukuk önünde hesap vermekten bağışık kılınmış oluyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi ya da 1990'larda, Liberya' dakine benzer vahşetin yaşandığı ülkelerdeki olayların sorumlularının hesap vermesi için kurulan diğer uluslararası mahkemeler ya da kendi ceza kanunlarını, nerede işlenirse işlensin, bu gibi suçları cezalandırmaya yönelik olarak değiştiren ülkelerin yargısı, böylece etkisiz kılınmış oluyor. Bu durum, bir anlamda, dünyanın 1945 yılında kurmaya çalıştığı düzenin sahip olduğu varsayılan ethosun da, gitgide geride bırakılmaya başlandığı anlamını taşır.
Denilebilir ki, barış gücü birlikleri 'iyiler'dir, ülkedeki o vahşeti önlemek amacıyla oradadırlar. Bunun, son on yılın değişik çatışma ortamlarındaki örnekler karşısında, hiç de inandırıcı bir dayanak oluşturmadığı, sanırım tartışma kaldırmaz.
Sonuçta, 'uluslararası toplumun' Liberya'ya yönelik ilgisi, birtakım sorumluların hesap vermesini sonuçlayacaksa, bilinmelidir ki, aynı sorumluluk esasları, yabancı 'istikrar' ya da 'barış' gücü birliklerini kapsamayacaktır. Sanırım, adalet kavramının tanımlanması konusunda epey geride bir yere gitmiş durumdayız.