Meşruiyet mi?

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, iki gün önce, gazetecilerin Irak sorununa ilişkin sorularını cevaplarken, daha önce Türkiye siyasi...

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, iki gün önce, gazetecilerin Irak sorununa ilişkin sorularını cevaplarken, daha önce Türkiye siyasi çevrelerinde ortaya konulan bir görüşü tekrar etme fırsatı buldu. Bu, Irak'a yönelik bir askeri harekâtın meşruiyet sorunuyla ilgiliydi. Cumhurbaşkanı, Anayasa'nın 92. maddesini hatırlatarak, 'Uluslararası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilanına' izin verme yetkisinin TBMM'ye bırakıldığını bir kez daha vurguladıktan sonra, 'Uluslararası hukukun meşru saydığı bir durumun gerçekleşmiş sayılabilmesi için de 1441 sayılı Güvenlik Konseyi kararı dışında yeni bir kararın olması gerektiğine inanıyoruz' şeklinde görüşünü açıkladı.
Bu açıklama, hükümetin ABD ile yürüttüğü müzakerelerin istenilen bir şekilde seyretmediğinin ortaya çıktığı bir döneme rastladı. Gerçi, Türkiye'deki değişik karar ve danışma organlarının, daha önce bu konuya ilişkin açıklamalarında Irak'a yönelik bir askeri harekâtın, ancak 'meşruiyet ve uluslararası oydaşma' esasına dayalı olması halinde kabulünün mümkün olabileceği belirtilmişti. Fakat hükümetin, ABD ile sürdürdüğü müzakerelerde siyasi, ekonomik ve askeri konuların üzerinde durulduğu belirtilse de, daha sorunun başında ortaya konulan bu hukuki esasın, bu müzakereler bağlamında ne ölçüde önemsendiğinin bilinmemesi, elbette Cumhurbaşkanı'nın açıklamasının anlamını daha da artırmış oldu.
Bu durumda, Türkiye'nin, Irak'a yönelik askeri müdahale olasılığı karşısındaki tutumunun, böyle bir müdahaleye katılma yönünde gelişmesi için, Güvenlik Konseyi'nce askeri zorlayıcı tedbirleri öngören bir kararın alınması mı gerekecektir? Bu gelişmenin, en azından, hükümetin TBMM'ye sunacağı bir karar tezkeresinin kabulünü kolaylaştıracağı söylenebilir. Ancak TBMM'de ve tabii, öncelikle kamuoyunda açıklıkla tartışılması gereken konu, Türkiye'nin, baştan beri ısrarla ortaya koyduğu 'meşruiyet' kavramının anlamıdır.
Askeri tedbirlerin alınmasını, kısaca askeri bir harekâtı öngören bir Konsey kararının alınması, başlı başına, böyle bir meşruiyetin gerçekleştirilmesi açısından yeterli midir? Mevcut uluslararası koşullar karşısında, ABD'nin, böyle bir kararın alınması işini kotarması, katı enstrümantalist bir bakışla ve öncelikle ABD tarafından, bir meşruiyetin, tartışmasız olarak sağlandığı şeklinde yorumlanacaktır. Türkiye de, bireysel çıkarlarının icrası bağlamında, böyle bir araçtan da yararlanmak isteyecektir. Öte yandan, böyle bir karar alınmasa bile, Türkiye'nin, örneğin Irak tarafından bir silahlı saldırıya maruz kalması, yine meşruiyet kavramı çerçevesinde temellendirilecek ikinci gerekçenin doğumuna yol açacaktır: Meşru müdafaa hakkının icrası.
Ancak, meşruiyet kavramını, özellikle bugün, Irak'a karşı bir askeri müdahaleyi kotarma amacına yönelik bir araç oluşturacak Konsey kararına hapsetmek ve böylece bu kavramın anlamını sınırlandırarak, sadece bir karardan ibaret olduğunu ileri sürmek de, hukuken mümkün değil. Aynen, Anayasa'nın 92. maddesinde ifade edildiği gibi, tartışmaya konu olan, 'uluslararası hukukun' meşru saydığı hallerdeki kuvvet kullanma eylemleridir.
Bu nedenle, Konsey'in karar alma mekanizması gibi hukuki aygıtların işleyişi, bu bağlamda elbette dikkate alınacaktır. Fakat sadece bu mekanik hukuki muhakemeyle sınırlı bir yorumla yetinilmesi, Konsey vb. hukuki aygıtların neden oluşturulduğu sorusunun altını ciddi bir biçimde oyar. Meşruiyet kavramının asıl anlamı, uluslararası toplumun ortak değer ve ilkelerinin korunması ve icrasını ifade ettiği ölçüde, o hukuki mekanizmalar sayesinde alınan kararların da meşru sayılmasını gerektirir. Bugün, örneğin denizaşırı 'görevler' ifa eden birliklerinin uluslararası insancıl hukuka aykırı eylemleri nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi veya başka bir yargı mercii önünde hesap vermekten bağışık tutulması için her tür baskı ve manevrayı kullanan ABD'nin, Konsey'de, bu yöndeki görece bir başarısı meşruiyetin sağlandığı sonucunu doğurur mu?
Gerçekten ilkeli bir politikanın yürütülmesi, değişik çıkarlara bağlı çelişkileri bir arada görmek ve değerlendirmek durumunda olan hükümetler bakımından çok kolay bir zanaat değildir. Zaten bu nedenle, meşruiyet kavramına gerçek anlamını vererek, bunun hükümetler karşısında da takipçisi olmayı hedefleyen bir toplumsal örgütlenme ve muhalefetin anlamı önem kazanıyor.