NATO seçeneği mi?

ABD'nin Irak'a yönelik askeri bir müdahalede bulunma planları, aylardır Türkiye'nin bu müdahaledeki konumunun ne olacağı tartışmalarına neden oluyor.

ABD'nin Irak'a yönelik askeri bir müdahalede bulunma planları, aylardır Türkiye'nin bu müdahaledeki konumunun ne olacağı tartışmalarına neden oluyor. Tabii, böyle bir müdahalede ilk akla gelen olasılık, ABD birliklerince Türkiye ülkesinden de yararlanılması. Bu, sadece bir askeri yığınak mertebesinde kalabilir veya daha da ileri götürülerek, Türkiye ülkesinden hareketle Irak'a karşı düzenlenecek askeri bir harekât şeklinde de olabilir. Diğer bir olasılık, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin de (TSK), muharip olarak bu harekâtta yer almasıdır. Bütün bu hallerde, Türkiye karar organlarının tutumu nasıl olmalıdır?
Anayasa, 92. maddesinin ilk paragrafında şu hükmü öngörmüştür:
"Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilanına ve Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nindir." Hemen bir uyarıda bulunmakta yarar var: Anayasa'da zikredilen 'savaş', eskinin, adeta devlet egemenliğinin bir göstergesi niteliğindeki savaş eylemi değildir. Burada, 'savaş'tan kasıt, ya BM Güvenlik Konseyi kararları bağlamında, uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden veya bozan bir devlete karşı uygullanması öngörülen, askeri nitelikteki zorlayıcı tedbirlerdir ya da silahlı bir saldırıya maruz kalınması halinde, meşru müdafaa.
Bu nedenler, aslında, eski anlamıyla bir savaş olmadığı için, 1945 sonrası dünya düzeni terminolojisinde 'savaş' terimi yerine 'kuvvet kullanma' tercih edilir. Sonuçta bu terim farklılığı, hukuki nitelikte bir anlayış farklılığını ve buna bağlı bir yükümlülüğü ifade eder. Dolayısıyla, Türkiye karar organlarının, bu bunalım nedeniyle ortaya koyduğu tutumun bir 'meşruiyet' ya da 'uluslararası oydaşma' esasına dayandırılması da, yukarıda belirttiğim, 'savaş' teriminin günümüzdeki anlam sınırları içinde düşünülmek zorundadır. Anayasa'da vurgulanan 'milletlerarası hukukun meşru saydığı haller' ibaresinin anlamı da budur.
Kasım ayı başında kabul edilen 1441 sayılı Güvenlik Konseyi kararından bugüne ABD'nin tutumu, bu kararda açıkça, askeri nitelikte zorlayıcı tedbirlere başvurma yetkisi tanınmamış olsa bile, 'Irak'ın ciddi sonuçlarla karşılaşabileceği' vurgusunu bu yönde yorumlama şeklinde gelişiyor. Britanya da, malum olduğu üzere, ABD dümen suyunda, benzeri yorumlarla bezenmiş bir dış politika yürütüyor.
Bu gelişmeler bağlamında, iki gün önce Dışişleri Bakanlığı'nca hükümete önerildiği belirtilen, Türkiye'de konuşlandırılmak istenen ABD askeri varlığı, NATO kararları uyarınca ülkemize gelecek olursa, TBMM'nin bir kararına gerek duyulmayabileceği şeklindeki formül, acaba ne ölçüde tutarlıdır? Evet, Anayasa'nın 92. maddesinin karşı anlamından şu sonuç çıkarılabilir: 'Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmaların (örneğin NATO antlaşması) gerektirdiği hallerde, TSK'nın yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verilmesi için bir TBMM kararı gerekli değildir.'
Fakat, her şeyden önce sormak gerekir: Zaten NATO'nun varlık nedeni de, yukarıda belirttiğim gibi, bugün, devletlerin ne zaman bir silahlı kuvvete başvuracaklarına ilişkin o genel meşruiyet koşulları ışığında belirlenmedi mi? Dolayısıyla, bu 'meşruiyet' koşullarıyla kesinlikle bağdaşmayacak bir NATO harekâtı, Türkiye'nin bu örgüte üyelik taahhütleri arasında yer alabilir mi? Ayrıca, Türkiye kamu hukukunun gelenekleri arasında yer alan TBMM'nin bu konularda izin verme yetkisi, hukukla bağdaşmayan böyle bir formüle dayandırılarak engellenebilir mi? Biraz uluslararası hukuk ve antlaşmalar hukuku bilgisine sahip olanların buna vereceği cevap bellidir. Sanırım bu sonuç, Dışişleri Bakanlığı açısından da farklı olmasa gerek.
Yoksa Türkiye'de, hükümetin, yasamanın olası olumsuz bir kararından ürkmesine bağlı olarak beliren bir 'kuvvetler ayrılığı' mı doğuyor? Bunun, Meclis'te ezici çoğunluğa sahip bir hükümet döneminde ortaya çıkmasıysa, trajikomik bir durumdur.