Niye Irak'a asker?

Türkiye'nin Irak'a asker gönderme niyeti, en azından gönderilmesi düşünülen</br>askeri birliğin kapsam ve mahiyeti bakımından netleşmeye başladı.

Türkiye'nin Irak'a asker gönderme niyeti, en azından gönderilmesi düşünülen
askeri birliğin kapsam ve mahiyeti bakımından netleşmeye başladı.
Dünkü Radikal'de bunu ortaya koyan haberlere yer verilmişti. Fakat görülen o ki, nihai karara giden yol 19 Eylül günü yapılacak Milli Güvenlik Kurulu'ndan geçerek belirlenecek.
Bugün, Irak'a gönderilecek ABD ve Britanya dışındaki ülkelere ait askeri birliklerin başlıca işlevi, görevlendirilecekleri bölgedeki kamu düzeninin sağlanması konusunda ortaya çıkıyor. Bunun, Irak'taki ABD birliklerinin bir kısmının dinlenme olanağına kavuşmasına yol açması gibi bir dolaylı etkisinin olacağı da, ABD askeri temsilcilerince açıkça belirtiliyor. Bütün bunlara ek olarak, ülkedeki kamu düzeninin sağlanması, elbette toplumsal hayatın da temel gereksinimlerin karşılandığı bir istikrar içinde yürütülmesini gerekli kılar. Dolayısıyla buna yönelik bazı altyapı çalışmalarının da gönderilecek askeri birliklerce yerine getirilmesinden söz ediliyor.
Gerek bir barış gücü faaliyeti, gerek bu bağlamda gerçekleştirilecek bazı kamu yararına yönelik faaliyetlerin icrası konusunda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin geçmiş yıllardan gelen bir deneyimi var. Fakat, Irak sorununda bugün karşımızdaki manzara, ABD'nin giriştiği bu maceranın, sadece ABD'nin kotarmakta yetersiz kaldığının resmidir. O halde beklenen, ABD'nin bu 'proje'sinin olgunlaştırılıp selametle sonuçlandırılması. Bunun, tüm dünyanın hayrına olduğu yolunda yorumlar, ABD'ye muhalif bazı Avrupa siyasilerince de dile getirilmeye başlanmış görünüyor.
Colin Powell, geçen hafta sonunda Irak'a yaptığı ani ziyaret sırasında, ABD'nin Irak konusundaki hedefinin kesinlikle bu ülkeyi işgal altında tutmak veya onun doğal kaynakları üzerinde bir denetim sağlamak olmadığını, fakat sadece bu ülkede müttefik bir yönetimin işbaşına gelmesini sağlamaktan ibaret olduğunu belirtmişti.
Ancak bu hedefe ulaşmakta ciddi güçlükler olduğu da aşikâr. Dolayısıyla tek taraflı politikalardan çoktaraflı girişimlere meyletme sinyali vermek, ABD'nin, şu günlerde yapmak zorunda olduğu bir hareket tarzıdır.
Peki, bu politikalar Irak'ta bir 'müttefik'in oluşturulması çabalarını nasıl belirlemelidir? Bu sorunun cevabı da, ABD'nin meylettiği çoktaraflılık ekseninden uzakta düşünülemez. Bunun değişik formüllerle ortaya konulması mümkün. İç düzeni yeniden inşa edilecek bir devletin yapısal unsurlarının birbiri aleyhine gelişmeyecek bir denge içinde belirlenmesi önemlidir.
Fakat bunun gerçekleştirilmesi sürecine hâkim olacak esasların belirlenmesinde, ABD'nin tek seçici olma konumu korunduğunda, bunun doğuracağı olumsuz sonuçlar, Irak'ın geleceğinin de bir sorunlar yumağı olmasından başka bir anlam taşımayacaktır.
Bugün, ABD'nin bu maceralı projesinin yarı yolda kalmasının tehlikeli olduğu ileri sürülüyorsa, bunun, Birleşmiş Milletler'in gözetimi ve yönlendiriciliğinde, ilgili diğer devletlerin de katılacağı bir uluslararası girişim temelinde belirlenmesi en makul yol olsa gerek. Bu, hiçbir biçimde, ABD ve Britanya'nın Irak'a yönelik saldırılarının meşrulaştırılması anlamına gelmez. Birleşmiş Milletler, uluslararası kamu düzeninin sağlanmasından sorumlu başlıca uluslararası otoritedir. Bu konuda tüm devletlerin kendisine devrettiği yetkileri kullanarak bu işlevini yerine getirir. Örgütün bu kapsamdaki yetkileri arasında, elbette Irak'taki kaosun, bir uluslararası kamu düzeni sorunu haline gelmiş olması ve bunun önlenmesi de var.
Irak'ın geleceğine yönelik bu değerlendirmelerden uzakta bir yaklaşımla, sadece Türkiye'nin bu ülkeye asker gönderip göndermemesini tartışmak, bu askerlerin zaptiye mi, yoksa duvarcı ustası olarak mı orada istihdam edileceğini tartışmaktan başka bir anlam taşımaz. Üstelik buna karar verme yetkisini büyük ölçüde ABD'ye bırakarak.