Nürnberg'den Darfur'a

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, geçen hafta Sudan'ın Darfur bölgesinde süregelen ciddi sorunla ilgili üç karar tasarısını kabul </br>etti.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, geçen hafta Sudan'ın Darfur bölgesinde süregelen ciddi sorunla ilgili üç karar tasarısını kabul
etti. Bunlardan sonuncusu, daha da önemli. Zira, bu kararla, Darfur sorununun sorumluları hakkında, bir cezai soruşturmanın başlatılması amacıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) savcılığına başvurulması kararlaştırıldı.
Darfur sorunu, yaklaşık iki yıldır sürüyor ve büyük bir insani soruna neden oluyor. Bu bölgedeki doğal kaynakların kullanılması konusundaki sorunların giderilmesi amacıyla bu bölgedeki halkın ve birtakım örgütlerin protestolarına karşı başlatılan bir bastırma harekâtı insanlık dışı yöntemler kullanılarak sürdürüldü. Özellikle Sudan hükümetinin işbirliği yaptığı paramiliter unsurların kullandığı vahşet, bu yörede yaşayan halka mensup milyonlarca insanın ya komşu ülke Çad'a sığınması ya da bu şiddetin kurbanı olmasına neden oldu.
Birleşmiş Milletler bünyesinde oluşturulan uluslararası bir komisyonun Sudan'da yaptığı incelemeler sonucunda hazırladığı ve Birleşmiş Milletler'e sunduğu raporda, bu sorun kapsamında sorumlu tutulması gereken 50'den fazla kişinin adına da yer veriliyordu. Nitekim, Konsey'in geçen hafta kabul ettiği o karar sonucunda, UCM savcılığına sunulan dosyada da bu liste yer aldı. Ama elbette, savcılık başka kaynaklardan gelen bilgileri ve kendi incelemelerine dayanarak elde edeceği verileri de soruşturmaya esas alacaktır.
Benim asıl üzerinde durmak istediğim husus, bu Güvenlik Konseyi kararının bir paragrafıyla ilgili. Öncelikle hatırlatmalıyım, Konsey'in bu kararı çoğunlukla kabul edildi. ABD, Brezilya, Cezayir ve Çin karara karşı çekimser kaldılar. ABD'nin böyle bir karara soğuk yaklaşmasının asıl nedeni, UCM gibi, Bush yönetiminin iktidarı devraldığı tarihten beri muhalif kaldığı bir uluslararası hukuk mekanizmasının, bu vakada da işletilmesiyle ilgiliydi. Bu nedenle, karara bir paragraf yerleştirildi. Buna göre, UCM'yi kuran Roma Statüsü'ne taraf olmamış ve dolayısıyla UCM'nin yargılama yetkisini tanımamış devletlerin vatandaşlarının bu Mahkeme önünde değil, fakat kendi ülkelerinde yargılanmaları asıldır. Fakat bu kişiler, bunun dışındaki hallerde, ancak Güvenlik Konseyi'nce saptanması veya yetki verilmesi halinde, UCM tarafından yargılanabilir.
ABD temsilcisi, Konsey'deki müzakerelerde, uzun uzun, böylece artık uluslararası hukuk bakımından bir emsal oluştuğunu ve bunun, başka vakalar bakımından da göz önünde tutulmasının hukuksal bir nitelik taşıdığından dem vurdu. ABD'nin, çekimser kalarak kerhen de olsa, desteklemiş olduğu Sudan'a karşı bu kararda, kendi vatandaşlarının denizaşırı askeri harekâtlardaki sorumluluğunun UCM önünde sorulmasını önlemeye yönelik bu girişimi, elbette şaşırtıcı değil.
Ama bu, uluslararası kamu düzeninin korunması ve kurulması bakımından da büyük önem taşıyan bir yargı yolunun, siyasal bir tıkaçla sesinin çok fazla çıkmasına engel olmanın da yeni bir örneği.
Bu sayede, özellikle Konsey'in daimi statüdeki bir üyesinin marifetleri, bu üye veto yetkisine sahip olacağı için, UCM mekanizmasının dışında tutulabilecektir. Büyük devletlerin, genellikle böyle bir mekanizma önünde hesap vermelerine yönelik bir baskıya karşı etkili bir direnç
oluşturabileceği gerçeğini de dikkate alacak olursak, işin daha da vahim olduğu görülebilir. Ve sonuçta, sadece güçsüz ve güvenlik sorunlarına boğulmuş birtakım ülkelerin vatandaşları, Roma Statüsü'nü tanımış olsun olmasın, bu mahkeme önünde hesap vermeye zorlanabilir. Aslında, o ağır suçları işlemekten sorumlu herkesin böyle bir hesap vermesi gerektiğine göre, bunun doğuracağı sorun diğer bir biçimde hegemonyanın devamıdır. Bugün UCM önünde açılan davalarda, Sudan'da olduğu gibi, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları işlemekle itham edilen dört devletin dördü de Afrika ülkesi: Orta Afrika Cumhuriyeti, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Uganda ve Sudan.
1945'te, Nürnberg yargılamalarının açılışındaki ABD savcısının konuşması, bunun tam da aksinin gerçekleşeceği bir dünya düzenini yüceltmiyor muydu?