Öcalan davası

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, bir süredir Türkiye siyasetinin de gündemine oturan Abdullah Öcalan hakkındaki Büyük Daire kararı bugün, sabah saatlerinde açıklanmış olacak.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, bir süredir Türkiye siyasetinin de gündemine oturan Abdullah Öcalan hakkındaki Büyük Daire kararı bugün, sabah saatlerinde açıklanmış olacak.
Bu konuyu birçok bakımdan tartışmak mümkün olabilir. Ama unutulmaması gereken bir gerçek var: Bu, bir mahkeme kararıdır. Başka bir deyişle, hukuki bir gelişme karşısında bulunduğumuzu gözden uzak tutmamak gerekiyor. İkinci olarak, bu mahkeme, bir uluslararası andlaşma olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'yle (AİHS) kurulmuş olan denetim sisteminin gereği olarak faaliyette bulunan bir yargı kurumudur. Bu nedenle, uluslararası hukukta, yüzyıllara varan bir geçmişi olan 'ahde vefa' ilkesi ya da bir devletin taraf olduğu bir uluslararası andlaşmanın hükümlerine iyi niyetle riayet etmesi kuralı, elbette bu dava bağlamında da dikkate alınmak zorundadır.
Bu yazının yazıldığı sırada, henüz karar açıklanmadığı için bilmemekle birlikte, Büyük Daire kararı alt daire kararından farklı olmazsa, Öcalan'ın Türkiye'de yeniden yargılanması gibi bir hukuki durum söz konusu
olabilir. Bu çerçevede, altı yıl önce gerçekleştirilen Öcalan davasında, özellikle savunma hakkının kullandırılmasıyla ilgili olarak, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilebilir. Veya Sözleşme'nin başka hükümlerinin ihlaline de hükmedilmiş olabilir.
Şimdi, bu konuda, böyle bir karara karşı direnme hakkı var mıdır? Hukuken, yukarıda belirttiğim genel çerçevede, böyle bir olanak söz konusu değil. O halde, buna karşı, sayın Deniz Baykal'ın ileri sürdüğü gibi, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi (Komite) nezdinde bir diplomatik manevrada bulunmak mümkün mü?
AİHS'nin 46. maddesinin ilk paragrafında, devletler, "taraf oldukları davalarda Mahkeme'nin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler" diyor. İkinci paragrafta da, "Mahkemenin kesinleşmiş kararı, bu kararın uygulanmasını denetleyecek olan Komite'ye gönderilir" diyor. Herhalde tartışmaya gerek yok, Komite, mahkemenin kararını durdurmak veya değiştirmek yetkisine sahip değil, onun uygulanmasını takip etmekle yetkili bir organdır. Dolayısıyla Komite üzerinde bir siyasi tazyikte bulunulması önerisinin anlamı oldukça karışık görünüyor.
Komite'nin, 10 Ocak 2001 tarihli kararında, bu yetkinin kullanımına ilişkin ayrıntılar da belirtilmişti. Buna göre, mahkemenin kararı açıklandıktan sonra, Komite'ye sunulacaktır. Komite, bu defa, Türkiye'ye dönüp, kararda Türkiye'nin ihlali olarak görünen hususlarda ne gibi bireysel tedbirler almayı düşündüğü konusunda, kendisine bilgi vermesini isteyecektir. Bu noktada, Türkiye'nin önerebileceği değişik hukuki seçenekler olabilir. Ama şayet ihlal nedeni, örneğin bu davada iddia edildiği gibi, Öcalan'ın, savunma hakkını kullanabilmesi için yeterli olanaklara sahip olmadığı (örneğin savunmanın hazırlanması için sınırlı bir süre verilmesi) şeklindeyse, bu hukuki olanağın kendisine yeniden tanınması gerekecektir ki, bu da yargılamanın yenilenmesi şeklinde bir bireysel tedbirin uygulanması anlamına gelir.
Bu, elbette sadece Türkiye için öngörülmüş, özel ve taraflı bir uygulama olarak görülemez. Zira, Komite'nin 2004 yılı istatistiklerine göre, bugüne kadar farklı devletlerle ilgili 24 davada, mahkeme kararının yerine getirilmesine ilişkin olarak yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulduğu belirtiliyor.
Ancak Türkiye bakımından başka bir durum daha var. Yargılamanın yenilenmesine ilişkin Türkiye ceza mevzuatında yapılan değişiklikle, ancak 4 Şubat 2003 ve bu tarihten sonra kesinleşmiş Avrupa Mahkemesi kararları bakımından, bu hukuki yoldan yararlanılmasının söz konusu olacağı kabul edilmişti. Böylece, Öcalan davası bunun dışında tutulmak istenmişti. Ancak kanımca, bunun da hukuki bir pürüz oluşturması önlenebilir. Zira, Anayasa'nın 90. maddesinde yapılan değişiklikle, "temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda uluslararası andlaşma hükümleri esas" alınacaktır.
AİHS'nin mahkeme tarafından uygulanmasıyla ilgili, yukarıda
aktardığım teknik hukuki hususlar da bu bağlamda değerlendirilmek zorunda olduğuna göre, yeniden yargılama yolunun da mümkün olduğu söylenebilir.