Partilerin hak vaatleri

Partilerin seçim ortamına girmelerinin önemli göstergelerinden biri de 'seçim beyannameleri'dir.

Partilerin seçim ortamına girmelerinin önemli göstergelerinden biri de 'seçim beyannameleri'dir.
Ben, bugün, özellikle demokrasi ve insan hakları başlığı altında, AKP, CHP ve MHP'nin politikaları üzerinde durmak istiyorum.
Bu konularda, AKP'nin diğerlerinden ayrılan bir yaklaşımı, insan hakları konusuna uluslararası bağlamda bir başlangıç yapmış olmasıdır denilebilir. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki temel gelişmelerin bugünün dünyasındaki insan hakları idealinin korunması ve geliştirilmesi bakımından da temel bir doğrultu çizdiği söylenebilir. Metinde, bu çerçevedeki önemli hukuki standartlara doğrudan doğruya atıfta bulunulmakla birlikte, bunlara, Soğuk Savaş'ın sonunu ilan eden temel belgelerden Paris Şartı ve Avrupa Birliği'nin genişlemesine esas alınabilen insan hakları ve demokrasi parametreleri arasında bulunan Kopenhag Kriterleri gibi siyasi belgelerin de eklenmesiyle bir Avrupa vurgusu yapılmaya çalışılıyor. Ancak bu sonuncular, diğer atıflar kadar belirgin bir çerçeve çizmiyor.
Belirtmek gerekir ki, insan hakları veya temel hak ve özgürlükler başlıkları altında, AKP ve MHP'nin, düşünce, ifade, din ve vicdan ve teşebbüs özgürlüklerini birlikte vurgulamayı önemseyen bir yaklaşım içinde bulunmaları, bir zamanlar Turgut Özal'ın da kuvvetle vurguladığı kapsamda, adeta piyasa değerleri ve bireyin maddi ve manevi gelişimi temelinde bir insan hakları vurgusuna sahip görünüyor. Bugün, insan haklarının tanınması, korunması ve geliştirilmesi hedefi, böyle 'çekirdek' bir tanımın çok ötesinde, idarenin hesap verebilirliği ve toplumsal aktivizmle ölçülür.
Bu üç parti de, insan hakları konusundaki tutumlarını ortaya koyarken, bu konunun, soyut birtakım iyi niyet beyanlarının ötesinde, uygulamadaki anlam ve etkisine dikkat çekmekten geri durmuyor. Örneğin AKP'ye göre, temel hak ve özgürlüklerin 'fiilen uygulanması ve siyasal kültürümüzün yerleşik bir boyutu olarak güçlenmesi yönünde çaba' sarf edilmesi; CHP için özellikle kişi özgürlüğü ve güvenliğini 'soyut bir hak olmanın ötesinde kavramak' ve bunun sosyal ve ekonomik haklarla bağı üzerinde durmak ilginç bulunabilir. MHP'de ise, Anayasa'nın, 'genel sınırlama hükümlerinden daha çok, özgürlüğü esas alan, genel koruma hükümlerine yer veren, gerçek bir 'Toplum Sözleşmesi Belgesi' olması için mümkün olabildiğince geniş bir uzlaşma ile yenilenmesi' hedefi, belki bu partinin eski gömleğinden kurtulma çabası olarak bile görülebilecek bir vurguya sahip duruyor. Ancak, güvenlik politikalarına ilişkin sayfalardaki dilin bundan epey farklı olduğu da dikkat çekiyor.
İnsan haklarının daha iyi korunması ve geliştirilmesi için de, bu partilerin bazı önerileri var. Bu konuda AKP gibi, örneğin 'yaşama ve mülkiyet hakkını, düşünce, ifade, inanç, teşebbüs ve örgütlenme özgürlüğünü sınırlayan hükümler, evrensel hukuk ve özgürlük anlayışı dikkate alınarak yeniden' düzenlenecektir vaadi, özellikle uzunca bir süredir iktidarda bulunan ve bu konulara ilişkin yasal düzenlemeler de yapmış bir parti açısından, doğrusu ilginç bulunabilir. MHP'nin aynı hedef doğrultusunda, idarenin hesap vermesine yönelik bir politikayı dillendirmesi ve idareye karşı yargı yolu, bilgi edinme özgürlüğünden yararlanma ve hatta, uygulayıcıların insan hakları konularında eğitilmelerinin önemine dikkat çekmesi ise kayda değer bulunabilir.
Bu çerçevede belki en ilginç siyasi vaat, CHP'den geliyor. CHP'ye göre, 'bireyi özgürleştirmenin başlıca koşulu, onu vesayetten kurtarmaktır.' Buna bir itiraz herhalde söz konusu olamaz. Ancak CHP'nin bu yönde önerdiği çözüm, adeta kendisini yadsıması gibi bir anlama sahip: "Birey, devlet vesayetinden çıkarılmalıdır; devletin bu vasiliği vatandaşın demokratik haklarını ve insan haklarını sınırlamaktadır."
Genel olarak bu metinlere hâkim bir tutum, partilerin, günümüz dünya siyaseti ve sosyal bilimlerdeki gelişmeler sonucunda toplumda benimsenmiş bazı kavramlar ve politika atıflarını da, metinlerin değişik yerlerinde kullanmaları şeklinde görünüyor. Umarım, bu vaatlerin yerine getirilmesi kadar, bir demokraside bunların toplumca tâkibine ilişkin politikalar da eşit bir değer de kabul edilecektir.