Prof. Aşkın ve ayrımcılık

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Yücel Aşkın'ın tutuklanmasıyla başlayan gelişmeler, görüldüğü kadarıyla Prof. Aşkın'ın şahsında başka bir mecraya çekilmeye de çalışılıyor.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Yücel Aşkın'ın tutuklanmasıyla başlayan gelişmeler, görüldüğü kadarıyla Prof. Aşkın'ın şahsında başka bir mecraya çekilmeye de çalışılıyor. Kastettiğim, Prof. Aşkın'ın etnik ve siyasi menşeiyle ilgili basında çıkan haber ve yorumlardır.
Bilindiği gibi, geçen haziran ayında Vakit gazetesi ve ondan yapılan alıntılarla, diğer basın organları da, Prof. Aşkın'ın dedesinin ünlü tiyatro oyuncusu Agop Vardovyan ya da namı diğer Güllü Agop olduğuna ilişkin haberlere yer vermişlerdi. Bunlar arasında, Prof. Aşkın'ın babasının nüfus kaydının kopyası olduğu bildirilen belgeler de yayımlanmıştı.
Yakında, bu defa, Prof. Aşkın'ın siyasi geçmişiyle ilgili yorumlara da rastlamaya başladık. Bu yorumları yapan eski bir milletvekili, Prof. Aşkın'ın, 1970 yılında meydana gelen bir sol-sağ kavgasına ilişkin davada, solcu öğrenciler lehine yalancı şahitlik yaptığını ve bu hususun mahkeme kayıtlarına da yansıdığını iddia ediyordu.
Prof. Aşkın'ın, bir süre önce tutuklanmasıyla bu vakalar arasında nasıl bir bağ kurmak mümkündür? Ve bunun, demokratik bir toplumdaki anlamı nedir?
Bu tür haberleri yayımlamakla ve yorumlarda bulunmakla, herhalde etnik kökeni Ermeni olan ya da geçmişteki siyasi meşrebi solcu olarak sunulan bir kişiden her tür melaneti beklememiz gerektiği gibi bir sonuca varmamız isteniyor. Diğer bir deyişle, bu tür 'saptamalar'la, manidar bir biçimde bıyık altından gülerek, mevcut durumu çok da kurcalamaya gerek olmadığı, zaten bir 'kötülük abidesi' karşısında bulunduğumuza inanılması gibi bir önyargının hâkim kılınmaya çalışıldığını söylemek mümkün.
Prof. Aşkın hakkındaki adli soruşturmanın nasıl bir sonuca varacağını elbette bilemeyiz. Ancak bu haber ve yorumların sahipleri, acaba Prof. Aşkın'ın etnik menşeinin ve siyasi meşrebinin, Türkiye hukuku ve özellikle Ceza Muhakemesi Hukuku bağlamında, aleyhe bir delil oluşturacağına ilişkin bir dayanak olduğunu mu iddia ediyorlar? Belki çok şaşıracaklar, ama Anayasa'nın 10. maddesinde şöyle bir hüküm var: "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir." Bu maddenin son paragrafıysa şöyle kaleme alınmış: "Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."
Demek ki, hukukumuzda, bu haber ve yorumların ima etmeye çalıştığı yönde bir dayanağın bulunması anayasal düzeyde engellenmiş durumda. O halde, bu tür bir haber ve yorumla vurgulanmaya çalışılan şeyin anlamı nedir? Buna, Türkiye'nin kendini dahil kabul ettiği, bunun için çırpındığı medeniyet düzeni içinde 'ayrımcılık' deniyor. Eğer etnik köken ve ırk vurgusuyla böyle bir ayrımcılığı ön plana itmeye çalışıyorsanız, ırk ayrımcısı ya da kısaca, gündelik dildeki karşılığıyla ırkçı olduğunuzu kabul etmek durumundasınız. Bu tutumun, Anayasa'nın 10. maddesindeki diğer tüm ölçütleri hiçe sayar bir biçimde ortaya konulduğu her durumda da, o konularda bir ayrımcılık yaptığınız tartışmasız hale gelir.
Tabii, bir kişinin veya basın organının kendisini ırkçı veya ayrımcı olarak sunması, onun kendisini ilgilendirir. Ama bir toplumun ve özellikle devlet aygıtlarının buna karşı ilgisiz kalması düşünülemez. Bu, her şeyden önce o toplumun tüm kesimlerinin ortak paydası olan ve bundan da ötede, mensubu olduğu demokratik toplum kültürünün ilke ve standartlarıyla taban tabana zıt bir tutum olduğu gibi, bir hak ve özgürlüğün (örneğin düşünce, inanç, ifade veya basın özgürlüğünün) kullanılması anlamına da gelmez. Bu nedenle, adli ve idari makamlarca insan hakları hukukuna uygun bir biçimde sınırlandırılması, demokratik toplum gerekleri arasındadır.
Hatırlatmakta yarar var: Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu'nun (ECRI), bu yıl, 15 Şubat 2005 tarihinde açıklanan üçüncü Türkiye raporunun 100. paragrafında, ilgili Türkiye makamlarına yönelik şu tavsiyede bulunulmuştu: "ECRI, ırkçı yazıların yayımlanması halinde, sorumluların hakkında dava açılması ve cezalandırılmaları için her tür girişimde bulunmak konusunda, Türk makamlarını kuvvetle desteklemektedir."