Savaş değil, zabıta yetkisi

Hatırlanacağı gibi, BM Genel Sekreteri Kofi Annan, geçen mart ayında sunduğu kapsamlı BM reformu önerisiyle, bu uluslararası örgütün, uluslararası güvenlikle ilgili sorumluluğunun, á la carte bir sorumluluk olmaması gereğine dikkat çekmişti.

Hatırlanacağı gibi, BM Genel Sekreteri Kofi Annan, geçen mart ayında sunduğu kapsamlı BM reformu önerisiyle, bu uluslararası örgütün, uluslararası güvenlikle ilgili sorumluluğunun, á la carte bir sorumluluk olmaması gereğine dikkat çekmişti.
Bu öneri, Annan'ın önerdiği şekilde, önümüzdeki eylül ayında başlayacak BM Genel Kurul toplantısında tartışılacak.
Bu arada, Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeler kompozisyonunun değiştirilmesi de, başlıca tartışma konularından biri. Ve sadece son aylarda bile buna ilişkin, resmi veya gayriresmi birçok öneride bulunuldu. Bilindiği gibi, Konsey, 15 üyeden oluşuyor. Fakat ABD, Britanya, Çin, Fransa ve Rusya, daimi üyeler. Yani bu devletlerin Konsey'de sürekli olarak bir temsilcisi var. Ancak, bu farklılığın asıl cazip tarafı, sahip oldukları karar alma yetkisinde. Buna göre, uluslararası barış ve güvenlikle ilgili konularda, karar tasarısına karşı bu devletlerden herhangi biri tarafından olumsuz oy kullanılması, kararın alınmasına engel oluyor. Bu nedenle daimi üyeler, 'veto yetkisi'ne sahip kabul ediliyor.
Yeni önerilerin hemen tümünde, Konsey'deki daimi üyeler kompozisyonunun genişletilmesi ve yeni daimi üyelerin de bu veto yetkisine sahip olması öneriliyor. Almanya, Brezilya, Hindistan ve Japonya tarafından hazırlanan bu konuya ilişkin bir karar tasarısı, bu hafta pazartesi günü BM üyesi devletlerin bilgisine sunuldu. Bu öneride, yeni daimi üyeliklere ilişkin bir adlandırma yapılmasa da, bunlardan ikisinin Afrika, ikisinin Asya, birinin Latin Amerika ve Karayipler ve birinin de Batı Avrupa devletlerine ayrılması öneriliyor. G-4 diye adlandırılan bu dört devletin önerisine karşı ilk tepki Çin'den geldi. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, bu karar tasarısının, sadece BM üyeleri arasındaki çelişkileri daha da artırmaya hizmet edeceğini belirtti. Tabii, Japonya'nın da öneri sahipleri arasında olması, Çin'in muhalefetinin önemli bir diğer nedeni. Dünkü Radikal'de, Türkiye'nin bu öneriyi desteklemediği bildiriliyordu.
Bu arada, Güney Kore, İtalya ve Pakistan'ın başını çektiği, orta büyüklükteki devletler kategorisi içinde değerlendirilebilecek ayrı bir girişim de var. 1990'larda, Hikmet Çetin'in Dışişleri Bakanlığı döneminde, Türkiye'nin de benzeri bir öneriyi desteklediğini hatırlıyorum.
Kemal Derviş, geçen şubat ayında yayımlanan A Better Globalization: Legitimacy, Governance, and Reform (Daha İyi Bir Küreselleşme: Meşruiyet, Yönetişim ve Reform) başlıklı ve uluslararasında geniş bir takdirle karşılanan kitabında, bu konuda da bir öneride bulunuyor. Derviş'e göre, şöyle bir düzenleme mümkün: ABD, AB, Rusya, Çin, Hindistan ve Japonya'nın daimi üyeleri oluşturduğu bir Konsey'de, ayrıca sekiz bölgesel temsilin de sağlanması şart. Bunlar, şöyle tanımlanıyor: Öteki Avrupa, Öteki Asya, Afrika, Arap Ligi ve Latin Amerika, Karayipler ve Kanada. Ancak Derviş'in önerisi, ayrıca ağırlıklı bölgesel oy ölçütüyle birlikte, nitelikli bir formül halini alıyor.
Bütün bu öneri ve tartışmalarda, mevcut BM düzeni içinde tasarlanmış haliyle Güvenlik Konseyi'nin yapısal oluşumu ve karar alma mekanizmasının işleyişine ilişkin bir hoşnutsuzluk olduğu açık. BM'nin bu organının, uluslararası barış ve güvenlik gibi konularda yetkili kılındığını düşünecek olursak, bu rahatsızlığın, aslında dünyamız bakımından hayati bir önem taşıdığını fark etmek zor olmaz.
Bu önerilerin hemen hepsinde, temellendirme biçimi farklı olsa bile, belli bir 'gerçeklik saptaması'nın etkisi var denilebilir. Bu, mevcut dünya düzeninin 'büyükleri'ni göz ardı etmeme tutumu veya ekonomik ya da bölgesel siyasi güçleri dikkate alma ya da ulus devletlerden çok, irileşen devlet oluşumlarının meydana getirdiği yeni dünya düzeni olarak da görülebilir.
Bütün bu girişim ve değerlendirmelerin aslında ortak bir paydası var: Uluslararası kamu düzeninin korunmasında yetki sorunu ve bunun kapsamı. Bu yetkinin, bireyselden kolektife doğru evrilmesi 1945 düzeniyle birlikte gerçekleştirilmeye çalışılmıştı ki, bunun tarihi önemi yadsınamaz. Şimdi, bu anlayışı sürdürmemiz, fakat uluslararasında kamu düzeninin, savaş değil fakat bir zabıta yetkisi (police power) anlayışıyla korunması gereğini de unutmamamız nasıl sağlanmalı?