Şer odağı olmak

UNMOVIC Başkanı Hans Blix ve IAEA Başkanı Muhammet El Baradey'in bu hafta başında, BM'de açıkladıkları geçici denetim raporu, Irak'a karşı...

UNMOVIC Başkanı Hans Blix ve IAEA Başkanı Muhammet El Baradey'in bu hafta başında, BM'de açıkladıkları geçici denetim raporu, Irak'a karşı düzenlenecek bir askeri müdahale için yeterli gerekçeyi sunuyor mu?
Bu açıklamaların ortaya koyduğu ilk sonuç, BM tarafından yürütülen bu uluslararası denetimin öncekilere oranla daha etkili bir biçimde sürdürüldüğüdür. Irak'a giden yabancı gözlemcilerin izleniminin de bu yönde olduğu anlaşılıyor.
Sadece Irak'taki belli kurum veya işletmelerde değil, gündelik hayatta dahi etkileri açıkça görülebilecek bir denetim faaliyeti var. Bu, sorunun bir yanı ve belki de, uluslararası örgütlenme bakımından olumlu değerlendirilebilecek bir gelişme.
Ancak öte yandan, bu denetim faaliyetinin en üst düzeydeki iki temsilcisinin ortaya koyduğu tablodan, denetimin usuli cephesinde epey ilerleme kaydedildiği anlaşılıyorsa da, özü itibarıyla bazı çekincelerin hâlâ varlığını koruduğu görülüyor. Denetleyicilere göre, bunun başlıca nedeni, Irak'ın tutumu:
Irak, usuli denetim işlemlerine karşı çıkmazken, denetimin yeterince etkili olması için çok gayretli bir taraf gibi de davranmıyor. Dolayısıyla, bu işbirliği tavrı, görünürde bir anlam taşımakla birlikte, Irak'ın gönülsüzlüğü nedeniyle, aslında istenilen sonuç bir türlü elde edilemiyor. Burada, o 'istenilen sonucun', 1991 yılında Güvenlik Konseyi'nde kabul edilen 687 sayılı karardan hareketle, BM ve Irak arasında mutabık kalınan silahsızlanma programı olduğu hatırlanmak zorundadır. Bunun, ABD tarafından hatırlanmasında da birçok yarar var.
Sonuçta, Irak'ta yürütülen uluslararası denetimin başarısızlığa uğradığı söylenemez. Bilakis, bu konuda bir ilerleme sağlandığı söylenebilir. Fakat öte yandan, bazı karanlıkta kalan konuların aydınlatılması da şart. Bunun sağlanması için denetim faaliyetinin biraz daha uzatılması, sanırım en uygun karar olacaktır. Başkan Bush, ulusa seslendiği yıllık konuşmasında, 5 Şubat tarihinde Güvenlik Konseyi'ni toplantıya çağıracaklarını ve ellerinde, bu toplantıya sunacakları yeni bilgiler olduğunu bildirdi. Konsey, elbette bu yeni bilgileri değerlendirebilir. Ve 1441 sayılı Konsey kararı bağlamında öngörülen tedbirlerin sürdürülmesini tamamen ortadan kaldıracak ve hatta, askeri nitelikte olanlar da dahil olmak üzere, birtakım zorlayıcı tedbirler alınıp alınmamasını kararlaştırabilir.
Bu, BM düzeninin işleyişi çerçevesinde, hiç de şaşırtıcı bir süreç değildir. Fakat ABD açısından durum böyle değil. Başkan Bush'un sözünü ettiği o bilgiler Konsey'e sunulmakla birlikte, Konsey'de, ABD'nin istediği yönde bir karar alınması mümkün olamazsa, tek yanlı bir ABD müdahalesinin gölgesi de gitgide koyulaşacak gözüküyor.
Bu tavrın, örgütlü bir uluslararası düzenin yarım yüzyılı aşkın inşası yolunda, ciddi engellerden biri olacağı tartışmasızdır. Bu durumu daha da vahim kılan bir gerçekse, ABD'nin, bu tavrını ortaya koyma tarzı.
Örneğin üzerlerine, seyreltilmiş uranyum taşıyan bombaların atıldığı insanların, bunu, sadece kendilerinin kurtarılması için yapılan bir kurtuluş harekâtı, demokrasiye doğru açılmış bir kapı olarak yorumlaması mümkün müdür? Bırakınız yüksek strateji tartışmalarını, sadece mantığın çelişmezlik ilkesi bağlamında bile, böyle bir tavrın savunulması düşünülemez. Oysa Başkan Bush, önceki gün yaptığı konuşmasının bir yerinde, Irak halkına da sesleniyor ve bu yöndeki 'ulvi' amacını açıklıyordu.
Bu tavrın başka örnekleri de yok değil: En ağır suçları işlemekten sorumlu tutulan uluslararası mücrimlerin, hangi siyasi konumda bulunursa bulunsun yargılanması olanağını sağlayan Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin bu yetkisini, sadece kendi bakımından değil, yaptığı ikili antlaşmalarla başka ülkeler bakımından da etkisizleştirmeye çalışmak; savaş esiri statüsü dışında, kendinden menkul yeni statüler oluşturarak, ele geçirdiği hasım taraf mensuplarını hukukun tanımadığı bir usule ve kurallara tabi tutarak yargılamak ve hatta, idama mahkûm etmek.
ABD, bu uygulamaları sayesinde mi, mücadele ettiği 'şer güçleri'nden farklı bir dili dünyada hâkim kılmaya çalışan bir devlet olacak?