Son fırsatın anlamı

NATO'nun temel işlev ve sorumlulukları, hatırlanacağı gibi, 11 Eylül saldırılarının hemen ardından gündeme getirilmişti. Bu saldırılar nedeniyle tartışılan temel sorun, ABD'nin bir meşru müdafaa konumunda bulunup bulunmadığıydı.

NATO'nun temel işlev ve sorumlulukları, hatırlanacağı gibi, 11 Eylül saldırılarının hemen ardından gündeme getirilmişti. Bu saldırılar nedeniyle tartışılan temel sorun, ABD'nin bir meşru müdafaa konumunda bulunup bulunmadığıydı. Kısaca, ABD, bir silahlı saldırıya mı maruz kalmıştı? O günlerde NATO'nun cevabı, böyle bir saldırı tanımını güçlendiriciydi. Zira, örgütün kuruluşundaki temel konu ve amaçların yerine getirilmesi anlamına gelen ortak meşru müdafaa hakkını öngören kurucu andlaşmanın 5. maddesi hükmünün icra edilebileceği, derhal alınan bir kararla dünyaya ilan edildi. Böylece NATO, bu yönde bir harekâta girişmemekle birlikte, en azından, uluslararası kamuoyuna yönelik bu siyasi mesajla, konuya ilişkin tutumunu ortaya koymuş oldu.
NATO Genel Sekreteri Lord Robertson, birkaç gün önce, Yunanistan'da yayımlanan Kathimerini gazetesine verdiği mülakatta, gene bu konuya dikkat çekiyordu. Robertson, Türkiye dahil, NATO üyelerinin Irak'tan kaynaklanan bir saldırı karşısında, NATO'dan tam destek göreceğini ve ittifak andlaşmasının 4. ve 5. maddelerinin işletilmesini talep edebileceğini belirtiyordu. 1990 yılındaki Irak-Kuveyt bunalımında, Türkiye'nin böyle bir mesajı somut olarak göstermek amacıyla, ülkesinde konuşlanacak sembolik bir NATO kuvveti talep ettiğinde, sonradan böyle bir hava kuvveti gönderilmekle birlikte, NATO'nun, başlangıçtaki tutumunun bu kadar açık ve cömert olmadığı, sanırım hatırlardadır.
Bu kez böyle bir tartışmanın söz konusu olmamasının nedeni, Soğuk Savaş sonrası döneme ilişkin NATO siyasi hedeflerindeki değişiklik olduğu kadar, 11 Eylül sonrasındaki ABD politikalarına da bağlı. 1999'da, Yugoslavya
NATO hava kuvvetlerinin bombardımanı altındayken, Washington'da, NATO'nun 50. kuruluş yıldönümü kutlanıyor ve ittifakın stratejik konsept metninde, 1991 yılından sonra tekrar değişiklik yapılıyordu. Fakat, bu sırada yürütülen, Yugoslavya'ya karşı askeri müdahale BM Güvenlik Konseyi'nin bir kararına dayanmıyordu. Kısaca NATO, varlığını dayandırdığı BM kurucu andlaşmasının öngördüğü uluslararası düzenin koordinatlarını kendisi belirlemeyi tercih etmişti. Bu, o tarihlerde, Clinton yönetimince, uluslararasılık ve insanilik vurgularıyla bezenmiş bir söylemle kotarıldı. Ve o günlerden bugünlere geldik.
Bu bağlamda, 21 Kasım 2002 günü Prag'da yapılan NATO zirvesinde, Kuzey Atlantik Konseyi'ne katılan devletlerin devlet ve hükümet başkanlarınca kabul edilen Irak'a ilişkin demeç dikkat çekicidir. Bu metinde, her ne kadar Güvenlik Konseyi'nin, Irak'la ilgili 1441 sayılı kararının işlerliği çok önemli bulunsa da, bunun, Irak'a 'son' bir fırsat verildiği anlamına geldiği, ayrıca ilÉn ediliyordu. Buna ek olarak, NATO'nun, Irak'ın BM Güvenlik Konseyi'nin 1441 sayılı kararını tam olarak ve derhal yerine getirmesi için BM'ye etkili bir şekilde yardım ve destekte bulunacağı da belirtiliyordu.
Metnin bu ifade tarzı şaşırtıcı değilse de, kapanış cümlesindeki ima dolu alıntı, bugünlerdeki gelişmeleri aydınlatıcı sayılabilecek bir anlam yüküne de sahip gözüküyor. NATO zirvesine katılan devlet temsilcileri, bir kez daha bir hususa işaret etmekteydiler: Irak, Konsey kararında belirtildiği gibi, yükümlülüklerini ihlal etmeyi sürdürdüğü takdirde, çok ciddi sonuçlarla karşılaşacaktır. Dün, Britanya Dışişleri Bakanı Jack Straw, tam da bu kapanış cümlesine atfen, bunun, açıkça Irak'a karşı bir askeri müdahale anlamına geldiği, böyle bir müdahaleye fırsat verdiği yorumunu yaptı. Güvenlik Konseyi, bir askeri kuvvet kullanma seçeneğinin tercihi anlamına gelen bu yoruma dayanak oluşturacak bir iradeyi ortaya koymuş değil, kimin umurunda?
Öyle görülüyor ki, son 10 yılın ortaya koyduğu gibi, dünya kamu düzeninin sağlanmasında ya da yeniden tasarımında, siyasi bir örgüt olan BM, sadece NATO politikalarının teyidi ya da meşruiyet kılıfının dikilip giydirildiği bir kurum haline dönüştü. Dünya düzeninin tasarımında, askeri bir ittifakın dilinin güç kazanması, önümüzdeki yıllarda bu düzen tasarımının hangi araçlarla yürütüleceği sinyallerini de veriyor.