TBMM neye karar verdi?

Hükümetin, Irak'a asker gönderilmesine ilişkin izin talebi, iki gün önce </br>TBMM'de kabul edildi.

Hükümetin, Irak'a asker gönderilmesine ilişkin izin talebi, iki gün önce
TBMM'de kabul edildi. Ancak bu, o kararda da belirtildiği gibi, bazı koşullar çerçevesinde verilen bir izindir. 'Irak'ta güvenlik ve istikrara katkı yapmak amacı' ve bunun bir yıllık süreyle sınırlı tutulması, bu koşulları ifade ediyor. Bunun dışında, kararda, Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının belirtilen amaçla Irak'a gönderilmesi,
gereği, kapsamı, sınırı ve zamanı hükümetçe belirlenecek bir konu olarak tanımlanıyor. Hükümetin, bu kuvvetlerin görevi ve kullanılmasıyla ilgili düzenlemeler yapacağı da kararda belirtiliyor.
Bu konuya ilişkin birçok değerlendirmede, 1 Mart'ta TBMM'de kabul edilmeyen hükümet tezkeresinden bugüne her şeyin çok değiştiğine dikkat çekiliyor. Bu açıdan bakılacak olursa, o tarihte bir savaşın eşiğinde bulunulduğu bellidir. Bu savaş başladı ve şimdi bittiği söyleniyor. Acaba bitti mi? Bugün, topyekûn silahlı saldırının ve çatışmaların görece görülmediği söylenebilir. Ama bu, savaşa ilişkin değerlendirme kıstaslarının artık hükmünü yitirdiği anlamına gelebilir mi? Dolayısıyla, Anayasa'nın 92. maddesinde vurgulanan 'uluslararası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilanı' ibaresi, sadece fiilen savaşmak amacıyla askeri bir harekâta girişilmesiyle sınırlı bir anlama sahip kabul edilebilir mi? Irak'ta süregelen işgal harekâtı, halen topyekûn bir savaş niteliği taşımadığı için 'savaş' tanımının dışında tutulamaz. Irak'taki durum, hâlâ bir savaş statüsünün dışında değildir.
Hükümetin TBMM'ye sunduğu tezkere ve orada kabul gören metnin bağlamında, Türkiye, Irak'taki işgal kuvvetlerini 'İstikrar Gücü' olarak tanımlıyor. Irak'ta sürdürülen bu askeri harekâtsa, 'istikrar ve güvenlik harekâtı' olarak niteleniyor. Bunun açık anlamı, Anayasa'nın 92. maddesindeki
'uluslararası hukukun meşru saydığı haller' koşulunun pek önemsenmediği ya da önemsenmek istenmediği biçiminde düşünülebilir.
Peki bu mümkün mü? Diğer bir deyişle, TBMM'nin, mevcut uluslararası hukuk bağlamında ve anayasal olarak, 'meşru sayılmayan' bir halde gerçekleştirilen bu askeri müdahaleye, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin katkıda bulunmasına izin verme yetkisi var mıdır?
Varsa bunun dayanağı nedir? Yoksa, böyle bir izin kararı nasıl kabul edilmiştir?
Hükümetin karar tezkeresini kaleme alma biçiminden hareketle meşruiyet esasının, ulusal çıkarlar esasıyla örtüştüğü oranda anlam taşıdığı söylenebilir. Eğer böyleyse, ABD ve Britanya'nın Irak'a saldırı gerekçeleri ve sonrasındaki tüm siyasi gelişmeler de böyle bir zeminde tanımlanabilecek demektir. Kısaca, güç ve çıkar, medeni bir toplumda sahip olunması gereken hukuki davranış kuralları toplamının üstüne oturuyorsa, yukarıdaki o soruların da çok anlamı kalmayabilir.
Türkiye'nin tercihi tam da bu eksende bir siyasi gelişmedir. Oysa bu, günümüz bakımından hukuki bir tercihi ifade etmiyor, ne uluslararası zeminde ne de iç hukukumuz bakımından. Ama uluslararası ilişkiler ortamının, bundan sonra hangi hukuki ilişkiler düzeni içinde tanımlanabileceği sorusu sorulabilir. Bu sorunun cevabını, gücün önceliğiyle açıklayan bir görüşün baskın olduğu ortaya çıkacaksa ve buna karşı, yüzyılı aşan çabalarla belirlenmiş birikim berhava olacaksa, Türkiye, kendini bu 'yeni' düzenin öncüleri arasında görebilir. Türkiye'nin liderleri de, bu 'geniş görüşlü' politikaları için kendileriyle
övünebilir.
Ama bu, aslında insanın yeryüzünde var olduğundan beri mücadele konusu olan kaba gücün hâkimiyetinden başka bir şey değil. Ve Türkiye, şimdi, bu tercihinin ileride gerçekleşecek sonuçlarını düşünmek zorunda.