TBMM neye karar verecek?

Irak'a dair gelişmeleri besleyen dış koşullar, karar alma sürecine hâkim ilkeleri örseleyecek...

Hükümetin Irak'a asker göndermesiyle ilgili niyetinin bu hafta içinde kesinleşeceği ve bu konuda TBMM'nin kararının alınması için girişimde bulunulacağı belirtiliyor. Son haftalarda, hükümetin bu konuya ilişkin tutumu, gönderme niyetinin iyiden iyiye belirginleştiği bir eksende geliştiği için, TBMM'ye sunulacak böyle bir tezkere şaşırtıcı olmayacak.
Ancak bu, işin siyasi tarafını oluşturuyor. Ve Türkiye'de, neredeyse her siyasi konuda olduğu gibi, bu konuda da böyle bir kararın oluşum süreci ve alınma tarzı ciddi tartışmalara neden oluyor. Bu sorunun Türkiye'nin iç düzeniyle ilgili tartışmalı yanları olduğu gibi, uluslararası düzenle ilgili cephesi de gitgide koyulaşıyor.
İçte karşılaştığımız ilk sorun, asker gönderme talebinin, hukuki niteliği bakımından, TBMM'den bir yetki talebi olarak mı, yoksa bir izin talebi biçiminde mi istenileceği konusuydu. Hükümetin, böyle bir tartışmaya fırsat vermemesi beklenirdi. Zira, sonuçlarını şimdiden kestirmenin mümkün olmadığı bir konuda, toptan bir yetki talebinde bulunulması, zaten demokratik bir ülkede varlığı büyük önem taşıyan kuvvetler ayrılığı ilkesi bağlamında, teklifinden dahi kaçınılması gereken bir konudur.
Nitekim, Anayasa'nın bu konulara ilişkin 92. maddesinde kastedilen ve tamamen TBMM'ye ait olduğu vurgulanan, 'izin verme yetkisi'dir. Hükümetin, TBMM'den talep edeceği konu da bir 'izin'dir. Yoksa TBMM'nin, Anayasa tarafından belirlenmiş asli yetkisinin hükümet tarafından talebi ya da hükümete devri gibi bir konunun tartışılması dahi abes olur.
Bu nedenle, bu yetkinin istisnai olarak TBMM dışında kullanılmasına ilişkin yegâne durum, Türkiye'nin ani bir silahlı saldırıya uğraması halinde, Cumhurbaşkanı'nın Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kullanılmasına ilişkin karar almasıdır. Bu durumda, silahlı birliklerin yabancı
ülkelere gönderilmesiyle ilgili bir konuda yetki talebinde bulunulması, Anayasa'nın, 'Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz' biçimindeki emredici hükmüne aykırılık oluşturacaktır.
Zaten, bir süre önce Türkiye ve ABD arasında imzalandığı belirtilen kredi anlaşmasının, yabancı bir ülkeye asker gönderme (veya göndermeme) gibi, TBMM'nin asli yetkileri arasında bulunan bir konuda da hükümler içerdiğinden, hukuken bir tartışmaya neden oldu. Türkiye'de hep yapıldığı gibi, bunun hukuki yanlışlığı, siyaseten doğru ya da yanlış olduğu gibi, tamamen ters bir zeminde tartışma konusu olduğu için bu sorunun temel anayasal önemi de göz ardı edilmiş oldu.
Fakat, Türkiye'nin Irak'a asker göndermesine ilişkin gelişmeleri besleyen dış koşullar, bu konulara ilişkin siyaseti olduğu kadar, karar alma sürecine hâkim ilkeleri de epey örseleyecek gibi görünüyor.
Başbakan'ın geçen hafta sonunda, bir televizyon kanalında kendisiyle yapılan görüşmede, Türkiye'nin Irak'a asker gönderme konusunda BM'ye pek güven beslemeyen tutumu buna bir örnek oluşturabilir. Başbakan, o görüşmede, BM bünyesinde alınacak bir karar sürecinin beklenmesinin uygun olmayacağını belirtmişti. Başbakan'ın buna ilişkin gerekçesi, BM uygulamasında, kendilerinden yararlanılacak barış gücü birliklerinin belirlenmesinde genellikle komşu ülkelerin dışarıda bırakılmasının tercih edilmesiydi. Ve böylece Türkiye'nin, BM kararını beklemeden, ABD ile bu yönde bir ilişki içinde birliklerini Irak'a göndermesi daha uygun olurdu.
Bu görüş, aslında, Anayasa'nın 92. maddesinde öngörülen 'uluslararası hukukun meşru saydığı haller' önkoşulunun gerçekleşmesiyle ilgili bir anlayışın pek de önemsenmediği anlamına gelebilir. O halde, acaba Türkiye Anayasası mı uluslararası gelişmelerle zıt bir karaktere sahip olmaya başlamıştır, yoksa Anayasa'daki bu önkoşulun uluslararası zeminde, yeniden tanımlanmasına mı gerek vardır?
Aslında bütün bu soruların cevabı, uluslararası zeminde ortaya çıkan bir hukuksuzluğun neden olduğu boşluksa, bunun iç siyaset üzerindeki sonuçlarını nasıl karşılamaya çalışacağımızı, sanırım bir an önce düşünmeye başlamamız gerekiyor.