Türklük, aşağılama ve demokrasi

Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesi, basında eleştirilere konu oldu. Bunun başlıca nedeni, bu maddenin uygulanma tarzı sonucunda ifade özgürlüğünün tehdit altında kalması ve sınırlanmasıydı.

Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesi, basında eleştirilere konu oldu. Bunun başlıca nedeni, bu maddenin uygulanma tarzı sonucunda ifade özgürlüğünün tehdit altında kalması ve sınırlanmasıydı. Bu maddeyi kısaca hatırlamakta yarar var.
301. maddenin başlığı "Türklüğü, Cumhuriyeti, devletin kurum ve organlarını aşağılama" şeklindedir. Maddenin ilk paragrafında, "Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" hükmü yer alır. İkinci paragrafındaysa, "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini, devletin yargı organlarını, askerî veya Emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" hükmüne yer verilir. Maddede ayrıca, eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağı da vurgulanır.
Bu maddede kullanılan 'Türklük', 'aşağılama' ve 'eleştiri' gibi sözcüklerin, hukuk uygulamasındaki kavranışı ve kendilerine bir anlam verilmesi çabaları, ifade özgürlüğünün kullanılmasına ilişkin araçlar manzumesini dikkate alarak değerlendirilmek zorundadır. Bu durumda, demokratik bir toplumda, bu özgürlüğün kullanımına ilişkin olarak sahip olunması gereken ölçütlerden uzaklaşıldığı ölçüde, bunun hukuki ve siyasi sorunlara yol açacağı herhalde kehanet sayılmaz. Maddenin gerekçesi de, bu düşünceyi doğrular niteliktedir.
301. maddenin gerekçesine göre, 'Türklük' sözcüğüyle, "Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasınlar Türklere has müşterek kültürün ortaya çıkardığı ortak varlık anlaşılır. Bu varlık Türk milleti kavramından geniştir ve Türkiye dışında yaşayan ve aynı kültürün iştirakçileri olan toplumları da kapsar."
Bu durumda, böyle sınırlar ötesinde söz konusu olabilecek bir 'menfaatin', üstelik bir ceza kanunuyla korunmasına yönelik hukuki çabaların, öncelikle uluslararası ilişkiler düzeyinde ve örneğin Türkiye'nin Dışişleri Bakanlığı'nca, hangi parametreler ışığında ve nasıl değerlendirilmekte olduğu ilginç bir soru olabilir.
Ancak, madde metnindeki 'Cumhuriyet' sözcüğünün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni ifade ettiğinin vurgulanması sayesinde, önceki etnik ve kültürel varlığı kapsayan 'Türklük' sözcüğünün genişliği karşısında, siyaseten gerçekçi bir zeminde kalındığını söylemek belki mümkündür. Ancak bu durumda da, kendisini bir ulus-devlet olarak tanımlayan Türkiye Cumhuriyeti'nin, bu madde bağlamındaki etnik ve kültürel tanım boyutuyla, bunun siyasi tanımı bakımından açıkça bir asimetri ortaya çıkmış oluyor.
'Aşağılama' sözcüğüne gelince. Maddenin gerekçesinde, bunun alenen gerçekleşmesi gerektiği belirtiliyor ve şöyle tanımlanıyor: "Suçun konusunu oluşturan değerlere duyulan saygınlığı azaltmaya yönelik davranışlar..."
Aslında, 301. maddenin son paragrafında, 'eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları'nın korunmasına ilişkin bir hükme yer verilmesine gerek yoktu. Demokratik bir toplumda, bunun zaten böyle yorumlanması gerekir. Ancak yasa koyucunun, olabilecek yorum isabetsizliklerine yönelik bir kaygısının bu hükme yansıdığı seziliyor. Bunda haksız oldukları da söylenemez. Bu suçun, TBMM, hükümet, yargı organları, askeri veya Emniyet teşkilatına yönelik işlendiği iddiaları karşısında, bu kurumların veya resmi görevlilerin diğer kişilere oranla daha fazla eleştiriye açık olması ölçütünü unutamayız. Ancak maddenin, modern bir demokrasideki bu kurumsal görünümü, etnik ve kültürel değerlerle yoğurmuş olması, değerlendirmenin nesnel ve öznel ölçütler arasındaki seyrini epey kolaylaştırmaktadır.
Kaldı ki, demokratik bir toplum ölçütü ışığında bakılacak olursa, ceza kanununun 216. maddesinde tanımlanan suç (halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik), 301. maddede korunmaya çalışıldığı söylenen menfaatin korunması için de yeterli sayılmaz mı?
Ancak arada bir fark var: 216. maddedeki suçun gerçekleşmesi 'kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması'na bağlıdır. 301. maddeyse, Türkçülüğün sınır tanımazlığı içinde, bu gibi ölçütleri küçümsemiş görünüyor. Bunun bir demokrasi için sonucu, sanırım tartışma gerektirmez.