'Uygulama'nın anlamı

Türkiye, Avrupa Birliği'ne tam üye olmaya aday bir ülke olarak, bu ilişkinin gereği birtakım yasal düzenlemeler yapıyor.

Türkiye, Avrupa Birliği'ne tam üye olmaya aday bir ülke olarak, bu ilişkinin gereği birtakım yasal düzenlemeler yapıyor. Bunlar arasında, teknik, idari ve ticari konulara ilişkin olanları pek göze batmasa da, siyasi alana ilişkin düzenlemeler elbette en göz önünde olanları. Zira bunlar, sonuçta, bireyler olarak, maddi ve fikri hareket alanımızı sınırlandıracak veya özgürleştirecek düzenlemeler. Kısaca, aslında insan hakları ve demokrasi başlığı altında, bu kavramlara uygun bir yasal faaliyetin gerçekleştirilmesi ve buna işlerlik kazandırılması bekleniyor.
Geçenlerde, bir hükümet üyesince açıklanan bir görüş, bu bağlamda oldukça dikkat çekiciydi. Buna göre, hükümet, bu yılı süratle tamamlanacak bir yasal 'iyileştirmeler' yılı olarak kabul edip, önümüzdeki yılı da, bu değişikliklerin uygulanmasına ayıracaktı.
Yasal düzenlemeler, usule uygun olarak yürürlüğe girdikten sonra, zaten uygulanmak zorundadır. Bu yüzden, uygulama için önümüzdeki yılı beklemek söz konusu dahi olamaz. Bu durumda, böyle bir görüşün ortaya konulmasının nedeni, daha çok, etkili bir uygulamanın takibi konusunda anlam taşıyor olsa gerek. Diğer bir deyişle, özellikle haklar ve özgürlükler alanıyla ilgili yeni düzenlemelerin, uygulamada etkili bir biçimde takibinin yapılabilmesi için güçlü bir iradenin ortaya konulmasının önümüzdeki yıl gerçekleştirileceği ima ediliyor olabilir.
Eğer böyle bir değerlendirme doğruysa, bu, halen sürdürülen uygulamanın tarzı ve niteliğinin aslında olması gereken düzeyin altında olduğunun, dolaylı da olsa, teslimi anlamına gelir. İkinci olarak, buna ilişkin diğer önemli bir konu, doğrudan doğruya bu düzenlemelerin yapıldığı alanlara ilişkindir. Sonuçta, bu yasal değişikliklerin toplamı, yeni bir siyasi iradenin ortaya konulduğunu ifade etmeli. Bu da, devletin değişik aygıtlarıyla bireyler arasındaki ilişki biçiminin yeni tasarımının ne olduğuyla ilgili bir konu. Öte yandan, bu konu, hak ve özgürlüklerle ilgili bir sonuç doğurduğu için insan haklarının korunmasına ilişkin temel ilkeler bağlamında bir değerlendirmeyi de gerektiriyor.
Bu değerlendirmenin nasıl yapılacağı meçhul değildir, bellidir ve tek bir amacı vardır: Bireyin haklarını korumak ve geliştirmek. Bu açıdan bakıldığı zaman, yapılan değişikliklere ilerideki bir tarihte 'işlerlik' kazandırmak gibi bir görüş, hiç de anlamlı değildir. Kaldı ki, bırakınız Avrupa Birliği hukukuna uyum çalışmalarını, anayasasında, 'insan haklarına saygılı' olacağını tüm devlet aygıtlarını kapsayıcı bir ilke olarak ilan etmiş bir ülkede, bu konudaki siyasi kararlılığın zaten yıllardır ortaya konulması gerekirdi. Ama bilinen nedenlerle bu günlere gelindi.
Yasal düzenleme ve uygulama, şizofrenik bir gerçek bölünmesini ifade etmez, bir bütündür. Dolayısıyla, uygulama mevcut veya olması gereken hukukla bağdaşmıyorsa ve bunun ortadan kaldırılması yönünde, etkili, sürekli ve olumsuz uygulamayı önleyebilecek nitelikte siyasi bir kararlılık görülmüyorsa, 'iyileştirme' olmamış sayılmalıdır.
Örneğin bu hafta başında, Radikal'de yer verilen bir haberde, İzmir'deki bir karakolda gözetim altına alınan kişilerin maruz kaldığı işkence ve kötü muamele, bu duruma ilişkin tipik bir örnektir. Bu durumda, bu haberi ihbar kabul edecek cumhuriyet savcılarının bu konuyu takibi beklenir. Bunun yapılmasında hiçbir tereddüdün olmaması gerektiğini düşünüyorum. Zira, bir yıldan biraz uzun bir süre önce, Adalet Bakanlığı'nca düzenlenen ve gözetim altına alınan kişilerin haklarına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı ve uluslararası hukuk standartlarına ilişkin bir eğitim seminerinde, bu kentimizden katılan adliye mensuplarının bu konulara gayet vâkıf olduklarını görmüştüm. İkincisi, bu yıl içinde, yine bu kentin emniyet personelini de kapsayan bir insan hakları eğitim seminerinde de bu konuların ele alındığını duymuştum.
Günümüzde, birçok kavramın anlamı çarpıtılıp, bunu yapanların kendinden menkul çabalarıyla yeniden tanımlanmaya çalışılıyor. 'Savaş' ve 'barış' bunların başında geliyor. Yoksa hukukun 'uygulanması' da, aslında
'uygulanmaması' anlamına mı geliyor?