Ve karar çıktı, ama...

16Ekim günü, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Irak'a ilişkin 1511 sayılı kararı oybirliğiyle kabul etti.

16Ekim günü, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Irak'a ilişkin 1511 sayılı kararı oybirliğiyle kabul etti. Bu gelişmeden sonra, Irak'a yönelik ABD ve Britanya müdahalesiyle başlayan süreçte yapılacak her şey artık hukuka uygun ve meşru sayılabilecek midir? Bu soruyu, hemen olumlu bir biçimde cevaplamak elbette mümkün değil.
ABD'nin hazırladığı üçüncü tasarıya dayanan bu kararın ilk işlem paragrafına, ABD'nin önceki iki karar tasarısından farklı olarak, Irak'ın egemenliği ve ülke bütünlüğüne vurgu yapan bir paragraf yerleştirilmiş. Ayrıca Irak'taki Geçici Koalisyon Yönetimi'nin geçicilik niteliği de, bu kararda özellikle vurgulanıyor. Bunu destekleyici olarak, Irak Yönetim Konseyi'nin, yeni anayasanın hazırlanması için gerekli takvim, program
ve bu anayasaya göre yapılacak demokratik seçimler konusunda, 15 Aralık tarihine kadar Güvenlik Konseyi'ne bilgi vermesi de isteniyor.
Böylece ABD'nin, bir an önce Irak'tan ayrılmak istediği ve dünya kamuoyuna,
yerleşik hukuka saygılı olduğu yönünde bir mesajın verilmek istendiği düşünülebilir. Ancak bunun, ne ölçüde Birleşmiş Milletler düzeni içinde bir değer taşıdığı, ayrıca sorulması gereken bir sorudur.
Bu kararda, Birleşmiş Milletler'e de bir rol verilmiş görünüyor. Hatta kararda, 'Birleşmiş Milletler'in Irak'taki yaşamsal rolünün güçlendirilmesi' gibi bir cümleye bile yer verilmiş. Ancak bunun ne anlama geldiğini merak ettiğinizde, karar metninin size sunduğu cevap birtakım teknik altyapı faaliyetlerine girişilmesinden başka bir şey değildir: Örneğin insani yardım, ekonomik yapılanmanın geliştirilmesi, sürdürülebilir
bir kalkınma koşullarının yaratılması, temsili bir hükümetin kurulmasını kolaylaştıracak yerel ve ulusal kurumların oluşumu, özellikle seçimlere ilişkin yapılacak teknik faaliyetler, hep bu bağlamda anılıyor. Birleşmiş Milletler'in ve ona bağlı örgütlerin kaynaklarının da bu yönde seferber edilmesi talepler arasında.
Irak'ta, bu faaliyetlerin yapılmasına gerek olmadığını elbette kimse iddia edemez. Ancak Irak sorunu karşısında, Birleşmiş Milletler'in sadece bu
faaliyetlerle sınırlandırılmış bir yetkiye sahip olduğu sonucu doğuran bu kararın, özellikle bu örgütün uluslararası barış ve güvenlik konularındaki rolü konusunda yeni bir şey söylemediği de ortadadır.
Nitekim, ülkedeki güvenlik ve istikrarın sağlanması için kurulması öngörülen çokuluslu kuvvetin, Irak'taki birleşik kuvvetler komutası altında hareket edeceğinin belirtilmesi bunun açık bir ifadesidir. Hemen bir sonraki paragrafta, Birleşmiş Milletler üyesi devletler, bu çokuluslu kuvvete katkıda bulunmaya çağırılırken, bu harekâtın 'Birleşmiş Milletler yetkisi altında' düzenlendiğine özellikle vurgu yapılmaya çalışılmasıysa, sanki bilinçaltında, gerçeğin aslında bunun tam aksi olduğunun teslim edildiği anlamına geliyor.
ABD ve Britanya'nın Irak'a saldırısıyla derinleşen Irak sorununun bu evresinde, tüm dünyada geniş tepkilere neden olan kaba kuvvete dayanan politikalardı. Böylece, mevcut dünya düzeninin ilkesel esaslarına ilişkin söylemin bile tümüyle reddi onulmaz yaralar açmaya çok elverişlidir. Güvenlik Konseyi'nde geçen hafta kabul edilen karar, Irak'a yönelik böyle bir harekâtın meşruiyetini beyan ettiği biçiminde yorumlanamaz. Yapılan, bu müdahalenin askeri başlangıcını hâlâ karanlıkta bırakan bir yaklaşımla, Birleşmiş Milletler'den, sadece insani felaketi azaltmaya ve Irak'ın siyasi geleceğini belirlemeye yönelik teknik destek talebinde bulunulmasıdır.
Sonuçta Irak'ta, meşruiyet sorunu hâlâ varlığını koruyor.