Ya yönetim temsili değilse?

'Irak Kürdistan Bölgesi Anayasası' diye adlandırılan taslak metin, geçen hafta, Kuzey Irak'taki hâkim Kürt grupların öncülüğünde toplanan meclis çalışmalarında da ele alınmıştı.

'Irak Kürdistan Bölgesi Anayasası' diye adlandırılan taslak metin, geçen hafta, Kuzey Irak'taki hâkim Kürt grupların öncülüğünde toplanan meclis çalışmalarında da ele alınmıştı. Dünkü Türkiye basınında, Başbakanlık'ta bu konuyla ilgili bir incelemenin başlatıldığı belirtiliyordu.
Bu taslak metin, her ne kadar, Irak'ın kuzeyindeki yönetimin örgütlenme şekli ve bunun işleyişiyle ilgili esasları ortaya koysa da, bu sayede dolaylı olarak ifade edilmek istenen, Irak'taki anayasal düzenin yeniden tesisi. Kısaca, tüm Irak için ve federal olarak tanımlanan bir devlet şekli öngörülüyor, fakat söz konusu metin sadece Kuzey Irak'taki Kürt oluşumuna ilişkin esasları, 77 madde halinde belirliyor.
Bu metnin başlangıç paragraflarında, anayasa yazıcılığında bir gelenek olduğu üzere, tarihi ve siyasi ilkelere dikkat çekilmiş. Binlerce yıldır anavatanında yaşayan Kürtlerin kendi geleceklerini belirleme hakkıysa, ilk vurgulanan ilke. Ve uluslararası atıflarla pekiştirilerek, eski ABD başkanlarından Woodrow Wilson'un, ünlü 14 ilkeye dair bildirgesine de bu bağlamda yer veriliyor. Metnin başlangıç paragrafları, aynı konuda daha sonraki siyasi gelişmelerin aktarılmasıyla sürüyor. Sevr Antlaşması'nda da bu hakka yer verilmesi, Irak devletinin kuruluşu, uluslararası güçlerin ve yeni kurulan Irak devletinin Kürtlerin haklarına ilişkin vaatleri, 1958 ve 1970 gelişmeleri, fakat bunlara uyulmaması, bu bağlamda aktarılan konular.
Bu metin, bir anayasada bulunması gereken başlıklara uygun biçimde, temel haklar ve sorumluluklar, yasama, yürütme, yargı, idare ve yerel kurullar ve mali işler gibi başlıklara ayrılmış. Bu çerçeve içinde, tüm Irak için öngörülen siyasi ve hukuki yapı da böylece açıklanmış olduğuna göre, en azından Bağdat yönetiminin de bu konuya ilişkin bakışı, herhalde dikkate alınacaktır. Metinde buna ilişkin düzenleyici hükümler olduğu gibi, kuzeydeki bu yönetimle Bağdat'taki federal kurumlar arasında çıkacak uyuşmazlıkların giderilmesine ilişkin hükümler de var.
Tabii, denilebilir ki, henüz Bağdat yönetimiyle böyle bir devlet tasarımı konusunda bir görüş birliği sağlanmadığına göre, anayasa metnine bu yönde çatışma giderici hükümlerin yerleştirilmesi pek de anlamlı olmayabilir. Ama, metnin tasarımı da, zaten bu durumu açıkça veri kabul eden bir anlayışla yapılmış. Metinde, bir anayasa hükümlerinin yerine getirilmesi ve bunun kalıcılığının sağlanmasının, sadece o anayasa metnine dayanılarak gerçekleştirilemeyeceği; bunun için, yeterli bir uluslararası güvencenin de sağlanması gereğine dikkat çekilmesi bu bağlamda düşünülmeli. Nitekim, Güvenlik Konseyi'nin 688 sayılı kararıyla, 1991 yılındaki sığınmacı akınlarının ertesinde, Kuzey Irak bölgesinde oluşturulan ve Bağdat'ın egemenliğini fiilen icra edemediği bir yönetim tarzı, bu fikri pekiştirici bir örnek olarak sunuluyor.
Madde 75 ise, daha açık: Bu anayasal yapının kuruluşu ve Irak için öngörülen siyasi sistemin değiştirilmesi ancak Kürdistan Bölge Meclisi'nin rızasına bağlıdır ve buna aykırı bir hareket, Kürdistan bölgesi halkının kendi geleceğini belirleme hakkının kullanılması anlamına gelecektir.
Devletler arasında, uluslararası hukuka dayanan ilişkilerin esaslarını ilan eden ve BM'de 1970 yılında kabul edilen ünlü bildirge metninde de kendi geleceğini tayin hakkı öngörülmüştü. Bu bildirge, bugün de BM düzenine hâkim ilkelerin resmi bir yorumu olarak kabul edilir. Öznesi sömürge halkları ya da bir baskı ve tahakküm altındaki halklar olan bu hakkın icrası, son tahlilde, biçimi ne olursa olsun bir siyasi yapının kurulması anlamına gelir. Ancak ırk, inanç ya da renk bakımından bir ayrıma dayanmaksızın ülkede yaşayan tüm halkın temsiline dayalı bir yönetime sahip bağımsız ve egemen bir devlete karşı, kendi geleceğini belirleme hakkının ileri sürülmesi mümkün olamayacaktır.
Peki, ya o yönetim, böyle temsili bir niteliğe sahip değilse? Bu, yıllardır hep tartışılan bir soru oldu. Kanımca, sanki Kuzey Irak'taki Kürt oluşumu, bu sorunun cevabı anlamına gelecek bir örneği kurgulamaya çalışıyor gibi gözüküyor.