Yargıya müdahale üzerine

Son günlerde artan ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasıyla ilgili davalara, yeni Ceza Kanunu'nun 288. maddesi sayesinde yapılan sınırlandırma girişimleri de eklenmeye başladı.

Son günlerde artan ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasıyla ilgili davalara, yeni Ceza Kanunu'nun 288. maddesi sayesinde yapılan sınırlandırma girişimleri de eklenmeye başladı. Bu maddeyi ve gerekçesini hatırlamakta yarar var. 'Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs' başlıklı bu madde şöyle düzenlenmiş:
"Bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma veya kovuşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar savcı, hâkim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."
Aynı maddenin gerekçesiyse, şöyle kaleme alınmış:
"Madde, kesin bir yargı kararı vermeden önce tanıkların beyanlarını veya bilirkişi mütalaalarını ve hüküm ve kararları etkilemek amacıyla baskıcı ve kötü niyetli yayınlar yapılmasını ve bunların açıklanmasını cezalandırmaktadır. Adalet cihazının yansızlığını sadece iktidarlara karşı koruyucu güvenceler yeterli değildir; kamuoyunda, 'kapıları tutanların' etkisinden de adaleti kurtarmak ve sükûnetle çalışmasını sağlamak gereklidir.
Kitle iletişim araçlarıyla yürütülen ve yargısız 'yargısız infaz' olarak tanımlanan uygulamalar dolayısıyla, bu hükme tasarı metninde yer verilmiştir."
Bu hükmü ve gerekçesini okuduktan sonra, buna göre yapılacak adli takipler sonucunda ifade özgürlüğünün kolaylıkla sınırlandırılabileceği, hatta kayıtlanabileceğini mi düşünmek zorundayız?
O ifade özgürlüğü ki; Türkiye'nin üyesi olmak için yırtındığı Avrupa Birliği'nin de müktesebatına dahil kabul ettiği Avrupa Konseyi'nin insan haklarını koruma sistemi içinde, toplumun büyük bir kısmının kabul etmediği, yadırgatıcı, şaşırtıcı ve hatta şoke edici bulduğu görüş ve düşüncelerin açıklanmasını bile kapsar.
Yukarıdaki soruyu cevaplamadan önce, durup düşünmekte yarar var. Öyle değil mi? Sonuçta, hepimiz kanunları okuyup anlasak bile, herhalde hukukun, sadece bu okuyup anladığımızı sandığımız kuralların uygulama bulmasından ibaret bir otomasyon sistemi olduğunu düşünemeyiz. Bundan daha önce gelmesi gereken soru, bir rejim sorusu olmak zorundadır? Bu hukuk kurallarını, acaba hangi türde bir siyasi rejim içinde uygulamayı düşünüyoruz? Vereceğiniz cevaba göre, aynı hukuk kuralının uygulanma tarzı 'farklı' olabilecektir.
O halde, acaba Türkiye'nin siyasi rejimini nasıl tanımlıyoruz? Bu soruyu cevaplamadan önce, 288. maddede hangi hukuki menfaatın korunmaya çalışıldığına bakmalı. Bu madde, adli sistemin başlıca aktörlerinin, faaliyetlerini yerine getirirken etki altında kalmasını engellemeye yöneliktir. Bu, neden gereklidir? Çünkü aksi halde, insanlar arasındaki ihtilafları, bağımsız ve tarafsız olması beklenen, yargı gibi bir üçüncü taraf önünde çözümletmekten uzak durmaya başlarsınız. Bu ise, güçlünün düdüğünü öttürdüğü bir hali ifade eder.
Peki, yargının böyle bir müdahaleye maruz kalmasının önlenmesindeki amaç, hakları kolaylıkla sınırlandırmak ve toplumu sessizlikte boğmak için midir?
Ne bu maddede, ne de gerekçesinde böyle bir ifade yer alıyor. Bir ülkedeki adli sistemin aktörleri, Tibet keşişleri gibi bir hayat sürmediğine göre, zaten bu toplumda ne olup bittiğinin farkında olan kimselerdir. Hem kaldı ki, bunun farkında olmayan bir yargı mensubunun, zaten sizin davanıza bakmasını ister miydiniz?
O halde, bu maddeyle önlenmeye çalışılan nedir? Önlenmeye çalışılan, demokratik bir toplumda beklenmeyecek ölçüde bir şiddete bağlı olarak, yargının işleyişini etkilemeye çalışmaktır. Ve böyle bir eylem, ancak yargısal işleyiş üzerinde doğrudan, açık ve mevcut bir tehlike yaratmaya elverişli bir nitelikteyse, bu madde bağlamında dikkate alınabilir. Bu eylemin kaynağı devlet olabileceği gibi, devlet dışı bir aktör de olabilir.
Bu nitelikte olmayan sözlü ve yazılı beyanlar ve adli sisteminin aktörlerini etkilemeye çalışma eylemi arasında, bir bağ kurulması dahi akla gelmez.
Peki, ya akla böyle sorular takılıyorsa? Naçizane önerim, bu soruyu cevaplamadan önce, bu ülkenin siyasi rejimini nasıl tanımladığımızı ya da nerede durduğumuzu çekinmeden söylemek olacak.