Yasal düşünce tarzı

Hükümetin gündeminde bulunan ve yakında Meclis'in de gündemine alınacağı belirtilen 'Topluma Kazandırma Yasası', Türkiye'nin yaşadığı...

Hükümetin gündeminde bulunan ve yakında Meclis'in de gündemine alınacağı belirtilen 'Topluma Kazandırma Yasası', Türkiye'nin yaşadığı, 15 yıllık bir çatışmanın sonuçlarıyla ilgili, belki de doğrudan doğruya ilgili, en kapsamlı yasal düzenleme olacak.
Yasa tasarısının genel hedefi, PKK ya da KADEK mensubu kişilerin bu örgütsel bağlarının çözülmesi olarak da tanımlanabilir. Bu nedenle bu uygulamadan yararlanması düşünülen kişilerin vereceği bilgilerin kendi lehlerine bir uygulamaya yol açacağı belirtiliyor. Bu hedefe varılmasını kolaylaştırıcı bazı tekniklerden yararlanılması, yasada değişik biçimlerde düzenleniyor. Özellikle ceza infaz rejimiyle ilgili düzenlemeler bunlar arasında. Tasarıda ayrıca, bu uygulamayı kabul edecek kişilerin maruz kalabileceği bazı tehlikeleri bertaraf etmeye yönelik koruma önlemlerine de yer verildiği belirtiliyor. Basına yansıdığı kadarıyla bu önlemlerin, daha önce, genel olarak 'pişmanlık' yasası olarak tanımlanan bir çerçevede değerlendirilmesi de mümkün.
Öte yandan, bu tasarıyı ve olası uygulama biçimini eleştiren çevrelerde, böyle bir yöntemin yeterli olamayacağı, olması gerekenin genel bir af yasası olması gerektiği ileri sürülüyor. Bundan kasıt, PKK veya KADEK mensuplarına yönelik bir af olsa gerek.
Sonuçta, bu iki farklı görüşün medet umduğu yöntemin de birer yasal değişiklikten ibaret olduğu anlaşılıyor.
Ancak, değişiklik bir yasayla sınırlı kalsa da, siyasi iradenin, bu görüşlerden biri ya da ötekisi yönünde tecelli etmesinin sonucu elbette farklı. Bu siyasi süreçte, birkaç gün önce Murat Belge'nin değindiği
'halat çekme' metaforunu hatırlamak mümkün. Kısaca, Türkiye'nin, bu çok derin toplumsal yanları olan sorunla, bir yerinden de olsa, ilgilendiği sonucunu doğuracak bir yasal değişiklik konusunda, Türkiye'deki siyasi mücadele üslubuyla, bunun lehinde olanlarla karşısında olanların çekişme gerginliği, bu metaforu açıklıyordu.
Hukukun üstünlüğü ilkesinin kapsamında, elbette yasalar da var. Ve kişisel keyfiliklerin ötesinde, önceden yasalarla belirlenmiş bir ilişkiler düzeninin hedeflenmesi yasal düzenleme yapma gereğinin temelini oluşturur. Ancak hukukun kendisi sadece yasalardan ibaret olmadığı gibi, yasalar da her toplumsal sorunun çözümünün yegâne araçları değil. Bu gerçek, özellikle insani kayıpların ve mağduriyetin büyük olduğu sorunlar bakımından öncelikle geçerli.
Yasalar sayesinde, bir şeyin yapılması ya da yapılmaması ve bunun yöntemi konusunda bir bilgimiz olur veya bir kişi ya da kurum aracılığıyla da böyle bir bilgiye sahip olabiliriz. Buna uygun davranılmasını beklemek de,
yasal ilişkiler düzeninin doğal bir sonucunu oluşturur. Fakat, bir yasayı sadece yetkili kurumlar eliyle uygulamakta, bunun çok olumlu sayılabilecek bir hedefi olsa bile, buna, yine de mekanik bir yasa uygulama tekniğinin ötesinde bir etki kazandırma çabasına ihtiyaç var.
Bu, özellikle zihinlere işlemiş sorunların yükü karşısında, varlığını hemen göstermesi gereken bir çaba ve sadece yasal araçlarla da sınırlı değil. Bu yüzdendir ki, büyük sorunlarla karşı karşıya kalmış toplumlarda, insan yaratıcılığının ürünü başka yöntemlerin inşası ve bunların, insana yönelik olarak etkili kılınması çabaları, birer çözüm yöntemi olarak yasal ilişki tarzının da önüne geçebiliyor. Bu durumda, bir çatışmanın (bunun mutlaka silahlı olması da gerekmez) izlerinin silinmesi için çaba gösterilmesi çok önemli, ancak bu bir hafıza kaybının da ötesine geçmek zorunda.
Türkiye'nin 15 yıl boyunca yaşadığı çatışmanın her iki tarafında da, bu çatışma ilişkisinin değişik biçimlerde güçsüzleştirdiği kitleler var. Ve bu insanların büyük bir kısmının, sadece stratejik bir ilişkinin tarafları olarak tanımlanmaları da hiç isabetli olmayabilir. Kısaca, bir gelecek ümidinin aşılanmasında, yasal düşünce tarzının ötesinde, gündelik hayatı olağanlaştıracak ve hayatın kendiliğindenliğini de gösterebilecek bir yaklaşımı kotarabilmek şart.