Yeni sorunlar

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyelik sürecinde yaptığı yasal değişiklikler, demokratik bir değişimin hızlandırılması bakımından gerçekten önemliydi.

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyelik sürecinde yaptığı yasal değişiklikler, demokratik bir değişimin hızlandırılması bakımından gerçekten önemliydi. Fakat, yasaların uygulanması ve tabii, uygulamanın birbirinden farklı mekanizmaları içinde etkili kılınması, şimdi asıl yapılması gerekenleri ifade ediyor.
Bu konuda, özellikle yürütme ve idare erkinin değişik aygıtlarına yönelik birçok iyileştirme projesi yürütülüyor. Yargının etkili ve gerçekten sorunların çözümüne yönelmiş bir işleve sahip kılınmasıyla ilgili yürüyen birçok proje de var. Özellikle kişilerin haklarının korunmasında bu olanaktan yararlanmasını anlamlı kılacak bir gelişmenin önemi yadsınamaz.
Fakat bütün bu iyileştirme çalışmalarının, genel olarak, 'İyilik yap denize at' misali bir enerji sarfı anlamına gelmesine de engel olmak şart. Gerçekten bütün bu yapılan reform çalışmalarının birey ve idare ya da birey ve toplum ve hatta bireylerarası ilişkiler bakımından ortaya koyduğu genel tablo nedir? Bunun bir teraziyle ölçülmesi elbette mümkün değil.
Fakat son tahlilde, yapılmak istenilenin daha kaliteli bir hizmet ve hayat standardı anlayışı çerçevesinde değer taşıyacağı söylenebilecekse, kalitesizliğin sürmesine göz yummanın da bir sorumluluğu gerektirdiği söylenebilir.
Dikkat edilirse, Türkiye, özellikle son iki yıldır yapılan anayasal ve yasal değişikliklerle, daha çok kişinin maddi ve fikri bakımdan varlığını korumasına ve geliştirmesine yönelik bazı adımlar atmış oldu. Bu konuda da elbette birçok yetersizlik var, fakat genel karakteri itibarıyla böyle bir sonuca varmak mümkün görünüyor.
Oysa, bu konulara ilişkin değişim ivmesinin sürdürülmesi şart olmakla birlikte, bundan sonra yapılması gereken değişim çalışmalarının kategorik olarak sosyal ve ekonomik konulara özgü sorunlarla yüzleşmeyi gerektireceği de bir gerçek. Nitekim, Avrupa Komisyonu'nun, Türkiye'ye ilişkin son İlerleme Raporu'nun kaleme alınmasında ön plana itilen sorun kümelerinin ağırlıklı olarak bu konulara ilişkin olduğu söylenebilir.
Bireyin haklarına ilişkin sorunların giderilmesini amaçlayan çalışmalarda, öncelikle yasal değişiklikler ve bunların dikkatli bir takibini esas alan siyasi bir kararlılık, çözüme yönelmeyi çok kolaylaştırabilir. Oysa, sosyal ve ekonomik sorunlar ve eşitsizliklerin giderilmesi bakımından, bu nitelikte bir çalışmanın yapılması elbette gene söz konusu olsa da, yeterli sayılamaz. Bu bağlamda, toplumun ve pazarın dinamikleri içinde bir dengenin ve mutabakatın kotarılması şart ve bu, o ölçüde de zor bir sorumluluk.
Hükümetin, genel olarak bu konulara ilişkin politikalarında, bugüne kadar, doğrudan doğruya sorunla ilgili değil fakat dolaylı bir yaklaşım tarzı izlediği söylenebilir. Bu, zaman zaman, uluslararası ilişkilerden destek alınarak, iç politikada tahkimat yapılması biçiminde de gelişti. Sanırım, artık sorulması gereken soru, gerçekten bu mutabakatın inşası ve korunması üzerinde yoğunlaşmak zorunda. Ve bunun, geriye itildiği ölçüde, derinleşen bir sorun olma karakteri de tartışılmaz görünüyor.