Yeniden inşa

ABDve Britanya birliklerinin Irak'ı işgali sonrasında, bugün kendini belli etmeye başlayan temel sorun 'yeniden inşa' diye adlandırılan faaliyetler dizisi üzerinde toplanıyor.

ABDve Britanya birliklerinin Irak'ı işgali sonrasında, bugün kendini belli etmeye başlayan temel sorun 'yeniden inşa' diye adlandırılan faaliyetler dizisi üzerinde toplanıyor. Bu konu üzerinde durmak ve buna ilişkin olası faaliyetleri değerlendirmek, ABD ve Britanya'nın Irak harekâtının
'meşruiyeti'ni teslim etmek anlamına gelmese de, ortaya çıkan fiili durum, bu konuda, acilen bir hareket ekseninin belirlenmesi anlamına geliyor.
Bu aciliyetin başlıca nedeni, herkesin bildiği bir konu: Rejimi ne olursa olsun, Irak'ta, bir devletin yetkilerini kullanma kabiliyeti tümüyle ortadan kaldırılmış oldu. Bu durumun neden olduğu sonuç, her şeyden önce bir kargaşadır. Nitekim bugün Irak'taki durum da bu. Böylece, Irak'ta acilen belirlenmesi gereken sorun da bu merkezde toplanıyor. Bunun için devlet aygıtlarının yeniden işlevsel bir yapılanma içinde çalıştırılabilmesi şart. 'Önceki rejim bir diktatörün kendi heves ve arzularına göre dayattığı politikaların icrasından başka bir işe yaramıyordu' yollu açıklamalar ve o rejimin devlet aygıtlarının 'habaset üretmekten başka bir işlevinin olmadığı' şeklindeki yorumlar, bu aciliyet karşısında gitgide anlamını kaybedecektir.
ABD basını, birtakım ABD çokuluslu şirketlerinin, bazı altyapı yatırımlarının sağlanmasına ilişkin projelerin ihalelerini kazandığını belirtiyor. Ünlü Bechtel şirketi, Louis Berger Group bunların bazıları. Şimdilik, bir işgalci gücün, işgal ettiği ülkedeki yeniden inşa ve imar faaliyetlerini kendi şirketlerine ihale etmesini not edip, değerlendirmeyelim. Fakat bir devletin tüm aygıtlarıyla çökertilmesinin doğurduğu ilk sorun, bir devletten beklenebilecek ilk işlevin ortadan kaldırılmasıdır. Bu, 17. yüzyıldan beri uluslararası kabul gören bir anlayışla, belli bir ülke parçası üzerinde o devletin yetkilerinin etkili ve sürekli bir biçimde denetlenmesidir. Buna kısaca, 'etkililik' ilkesi adı da verilir.
Fiilen çarpışmaların bitme eğilimi gösterdiği bu ayın başlarından bugüne kadar, bu boşluğun doldurulmaya çalışılması, bir ölçüde işgal birliklerinin denetimiyle sağlanmaya çalışıldı. Ancak işgalci devletin, bu boşluk nedeniyle doğan denetimsizlikten yararlananların neden olduğu mağduriyetten ötürü hukuken sorumluluk altında olduğu da gözden uzak tutulamaz. ABD, kendi politikalarını kuvvet yoluyla uygulayan bir işgalci güç olmaktan, ülkedeki kamu düzeninin sağlanmasını üstlenmiş bir barış ve düzeni koruma gücü haline dönüşebilir mi?
Şimdilik görünen ABD politikası, bu konularda epey deneyim kazanmış Birleşmiş Milletler'in bu kez dışarıda tutulması yönünde ilerliyor. O halde, işgalcinin, olağan bir kolluk görevini üstleneceği, fakat bunun siyasi ve sosyal ağırlığını gidermek amacıyla yerel ortaklara ihtiyaç duyacağı söylenebilir. Bu durumda, bir devlet olmanın, bugün asıl vurgulanması gereken ikinci işlevi kendini daha fazla gösterecektir: Meşru bir idari ve siyasi yapının kurulabilmesi. Hele, neredeyse ABD'nin, kendini kapıp Irak topraklarına koyuverdiği bu müdahalenin yaftası da tamamen böyle hazırlanıp sunulduğuna göre, bundan kaçınmak, herhalde öncelikle Iraklıların gözüne batacaktır. Şimdilik, böyle bir misyonun başını çekeceği söylenen bir emekli Amerikalı generalin ülke içindeki mekik diplomasisinden medet umuluyor. Ama bu zatın, ayaküstü verdiği mesajların bazıları da Washington tarafından düzeltilmeye çalışılıyor.
Bugün Irak'ta görülen, devletin yeniden yapılanması sürecinde buna katılımıyla katkıda bulunmaya hazırlanmış bazı unsurların varlığı yanında, bu boşluğun nimetlerinden yararlanmayı hedefleyen unsurların da, gündemi henüz netleşmemiş siyasi varlığıdır. Bu gerçeğin halkın gönüllü itaati anlamında bir meşruiyeti sonuçlaması, ülke üzerinde sadece etkili bir denetimin icrasına bağlı kılınamaz. Bu durumda meşruiyetin, etkili bir yönetimi ülke genelinde değil, daraltılmış ve küçültülmüş denetim bölgeleri zemininde sağlamakla eşdeğer kabul edilmesi ve bunun, aynı zamanda etkililik işlevinin de sağlanması sonucunu doğurması gündeme gelebilir.
ABD'nin, bu süreci hazırlarken meşruiyetten hiç nasibini almayan bir tarzda işe koyulmasının ne ölçüde meşru bir dönüşümü teşvik edeceği sorusuysa henüz cevaplanmadı. Ancak şimdiden söylenebilecek olan, yeniden inşa sürecinin ilerleyiş tarzının da 'meşruiyet' bağlamında bir değerlendirmeyi epey zorlayacağı.