Yol ayrımındayız

Annan, dünyanın yol ayrımına geldiğini söyledi. Bu, hukuk ve meşruiyetle, kaba kuvvetin tercihi arasında bir yol ayrımı.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun açılış toplantısı, her yıl eylül ayının sonuna doğru başlar ve üye devletler toplantılara, genellikle en üst düzeydeki temsilcileriyle katılırlar. Bu yıl da böyle oldu.
Tabii, bu yıl Birleşmiş Milletler örgütü açısından çok acı başlayan bir yıl. Bundan yaklaşık bir ay kadar önce, Bağdat'taki terörist saldırıda çok sayıda örgüt personeli, örgütün Bağdat merkezindeki özel temsilcisi Sergio Vieria de Mello ve çok sayıda başka sivil öldü. Dolayısıyla, bu yılki açılış konuşmalarında bu vahim olaya değinmek, insani açıdan olduğu kadar diplomatik açıdan da tercih edilmiş görünüyor.
Nitekim Başkan Bush'un konuşması da, bu vahim olayla ilgili timsah gözyaşlarıyla bezeliydi. ABD yönetiminin, son iki yıldır kendi sınırları ötesindeki askeri müdahalelerini 'terörizmle küresel mücadele' şiarı üzerine inşa etmeye çalıştığı hatırlanırsa, Başkan Bush'un bu olaydan da yararlanmaması düşünülemezdi.
Ama Birleşmiş Milletler için asıl yıkıcı ve hatta ölümcül olabilecek gelişme, elbette bu saldırı değil. Hatta 1940'ların sonlarında, yine bir örgüt temsilcisi Kont Bernadotte'un Ortadoğu'da katli, Birleşmiş Milletler örgütünün hukuken de bir kişi olarak tanımlanması yolunda gelişmelere yol açmıştı. Bu defa, bizzat ABD'nin mevcut yönetimi, ölümcül bir sona varan taşları bizzat kendi elleriyle döşemeye başladı ve bunu sürdürmekte de şimdilik ısrarlı görünüyor.
Genel Sekreter Kofi Annan, bu vahim gelişmeyi, artık bir yol ayrımına gelindiği biçiminde ifade etti. Annan'a göre bu, 1945 yılında, dünyanın vardığı o yol ayrımı kadar kesin bir yol ayrımı. Bunu, tamamen devletlerin veya bazı devlet dışındaki grupların, sorunlarını, silahlı kuvvete başvurarak çözme hevesi ve bununla ilgili eylemlerle sınırlı görmemek gerek.
Sözün kısası, hukukun ihlali gerçeğiyle her zaman, her yerde karşılaşmak mümkündür. Hukuk kurallarının ihlal edilmesi olgusuyla, o ihlal kavramının tanımı üzerinde bir tereddüt olmadığı sürece, güçlü bir biçimde mücadele edilmesi mümkündür.
Oysa, bu yol ayrımının belirleyici olduğu asıl vahim gelişme, üzerinde mutabık kalınmış hukuk kurallarının, bir söylem olarak da, kaba bir biçimde reddi ve bunun 'hukuk' olduğu iddiasının yaygınlık kazanması olasılığıdır.
Kofi Annan, konuşmasında, mevcut uluslararası düzende devletlerin ne zaman, hangi koşulların varlığı halinde kendilerini kuvvete başvurarak koruyabileceklerini vurguluyor. Denilebilir ki, her zaman istisnalarla karşılaşmamız mümkün değil midir? O hallerde, sormak gerekir: Yeni ortaya çıkan bazı tehditler, hakların kullanılmasını engelleyici bir nitelik arz ediyorsa, hukuku ve düzeni de, yeni hukuki esaslar ışığında tartışmak mümkün değil midir? Elbette böyle bir olanak var. Fakat, ABD'deki Bush yönetiminin yaptığı, böyle 'medeni' bir düzen oluşturma sürecini bir yana bırakıp, üstelik bunu kaba kuvvete başvurarak gerçekleştirmekle, kendi tezinin 'hukuk' olduğunu iddia etmesi. Bu kuvvet tezinin karşısında, onu kuvvetle ezecek bir tezin olmayışı, ABD tezinin başlı başına hukuki geçerliliğe ve meşruiyete sahip olması anlamına gelmez.
Kofi Annan'ın, Birleşmiş Milletler'in bu yılki oturumunun açılış konuşmaları bağlamındaki konuşması, bugünün sorunlarını nasıl bir gelecek tasarımı içinde anlamlandırıp, çözmeye girişmemiz gerektiğiyle ilgiliydi. Bugünkü yol ayrımı hukuk ve meşruiyetle kaba kuvvetin tercihi arasında ciddi bir yol ayrımını ifade ediyor.
Sormak gerekir: Kendi ülkemizin yöneticileri, bu yol ayrımının neresinde bulunuyor?