50 yıl daha çekilmez doğrusu!

Bizden pek hoşlanmayan Iraklıların ve Barzani'nin gözünü korkutmak için formülümüz hazırdı: "Amerika nasıl olsa gidecek, o zaman baş başa kalacağız. Hesabınızı ona göre yapın!"

Bizden pek hoşlanmayan Iraklıların ve Barzani'nin gözünü korkutmak için formülümüz hazırdı: "Amerika nasıl olsa gidecek, o zaman baş başa kalacağız. Hesabınızı ona göre yapın!"
Ne demek istediğimiz çok açıktı: "Amerikalı abine fazla da güvenme. Bizim kökten karşı olduğumuz bir düzenleme uzun dönemde yürümez!"
ABD Kongresi'nde Irak'tan çekilme yanlılarının fazla olması ve Başkan'ı sıkıştırmaları da bizim elimizi güçlendiriyordu.
Ama CENTCOM'un (Amerikan Merkez Komutanlığı) eski komutanı John Abizaid'in geçenlerde yaptığı bir açıklama yepyeni bir olasılığa işaret ediyor. Abizaid, Ortadoğu'daki stratejik durum nedeniyle önümüzdeki 24 veya 50 yıl süreyle bölgede kalabileceklerini söyledi!
Bir Meksikalı siyasetçinin sözleri geldi aklıma: "Meksika'nın talihsizlliği" demişti, "Allah'a o kadar uzak ve Amerika'ya o kadar yakın ki!" Şimdi de biz aynı durumla karşı karşıya kalabiliriz!
Kuşkusuz ki Abizaid'in sözleri ABD'nin gerçek niyetini yansıtmıyor olabilir. ABD nasıl olsa gidecek, beklentisinin kendi açılarından doğuracağı olumsuz havayı dağıtmak için söylenmiş olması pek olasıdır.
Abizaid, "Savaş petrol için yapılmadı" diyor (sahi, özgürlük ve demokrasi için yapılmıştı, değil mi?), "ama" diye ekliyor, "petrol de elbette önemlidir!" Bilmez miyiz? Şarkısını bile besteledik: 'Aman petrol!'
ABD'nin Ortadoğu'da uzun süre kalması durumunda bu bölgede ABD'nin gücünü hesaba katan yeni dengelerin oluşması beklenmelidir. Büyük ihtimalle ABD sadece Irak'la değil, bölgedeki devletlerin hepsiyle ilgilenmek zorunda kalacaktır.
Bu işi tek başına götürmesi pek mümkün olmadığı için de İsrail ve Türkiye gibi ülkelerle işbirliği içinde hareket etmesi gerekecek.
Sonuç olarak ABD bu bölgeden erken de ayrılsa, geç de ayrılsa Türkiye muhtemelen stratejik bir önem taşıyacaktır.
Fakat, ABD'nin 'gerekirse 50 yıl da kalırız' tavrı blöf de olsa bir anlayışın ürünüdür: 'Dünya benden sorulur' demek istiyor ABD!
Daha ne kadar dünyanın jandarması olmaya devam edebilir ki?
Teknolojik üstünlüğüne diyecek yok! Fakat dünyayı denetim altında tutmanın ekonomik maliyetini taşımaya daha ne kadar katlanabilir?
Paul Kennedy 'Büyük Güçlerin Yükselişi ve Düşüşü' adında bir kitap yazmıştı. Tarihteki büyük imparatorlukların kaldıramayacakları ekonomik yükümlülükler altına girdikleri için battıklarını (buna Osmanlılar da dahil), bu gidişle ABD'nin de oluşturmaya çalıştığı düzenin yükünü kaldıramayıp batacağını ileri sürüyordu! Modern silahların gittikçe daha yüksek teknoloji gerektirmesinin ve bunun da daha yüksek maliyet anlamına gelmesinin, ABD imparatorluğunun çöküşüne neden olacağını yazıyordu.
Ayrıca, ABD, dünyadaki ekonomik üstünlüğünü de yakında AB'ye kaptırabilir. Şimdiye kadar AB, hep dış politikada ortak hareket edemediği ve pasif kaldığı için eleştirildi. Ama pasif dış politika, barış ve ekonomik kalkınma anlamına geliyorsa, belki de Avrupa açısından iyi olmuştur, kim bilir?
Unutmayalım ki dış politikada pek pasif kalan iki dev vardı: Almanya ve Japonya. Her iki ülke de askeri harcamaları çok düşük tuttular, kaynaklarını ekonomik yatırıma yönelttiler. Savaştan ve çatışmadan uzak bir dış politika o kadar da kötü bir seçim olmayabilir.