70 metre rakımlı ev

Evet, çevre sorunlarıyla ilgileniyoruz. Hem de çok yakından! </br>Ne zaman ki kentlerimiz susuzluk tehlikesiyle karşılaşıyor, aklımıza çevreye ettiklerimiz geliyor...

Evet, çevre sorunlarıyla ilgileniyoruz. Hem de çok yakından!
Ne zaman ki kentlerimiz susuzluk tehlikesiyle karşılaşıyor, aklımıza çevreye ettiklerimiz geliyor...
Ne zaman ki fazla yağmur sellere neden oluyor: "Eyvah" diyoruz, "çevreye ne yaptık ki cezasını çekiyoruz!"
Yazları ormanlarımız yanıyor...
Topraklarımız çatlıyor...
Göllerimiz kuruyor...
Kışları havamız kirleniyor...
Her mevsimde bitki ve hayvan türleri yok oluyor.
Kadınlar kürk giysin diye yavru samurlar öldürülüyor.
Avlanma zevki için anne ayılar vuruluyor.
Her seferinde üzüntüden kahroluyoruz.
"Ahh" diyoruz, "çevreyi katlediyorlar! Bir şeyler yapmalı!"
Ama bir şeyler yapmadan günler, aylar, mevsimler, yıllar geçiyor.
Bu arada bolca bilgileniyoruz: Kutuplardaki buz kitleleri dünyadaki toplam su rezervinin yüzde 70'ini oluşturuyormuş!
Çok değil mi? Çok büyük bir kitle.
Ve bu buzullar eriyor! Tümüyle eridiği zaman denizler ne kadar yükselecek dersiniz? Tam 60 metre!
Kaç kişi bunu okuyunca yerinden fırlamıştır: "Hanıım, bizim evin deniz seviyesinden yüksekliği ne kadardır?"
"Olsa olsa 40 metre kadardır."
"Yapma yahu! Evi hemen satıp 70 metre rakımı olan bir yere taşınsak iyi olur!"
Bütün dünya nüfusunu yüksek yüksek tepelere ev kurup taşısak bile sorun çözülmüş olmayacak. Azgın deniz dalgalarının ilk istila edeceği yerler yazık ki denize nazır verimli alüvyonlu ovalar olacak! Çukurova gibi yerler!
Bunun anlamı ise açlıktan ölüm demektir! O ovalar olmadan insanların tümünün beslenmesi mümkün değil.
Belki de beyaz insan, yok ettiği Kızılderililerin lanetine uğramaktadır: Doğayı fethedilecek bir düşman, üzeriden kâr edilecek bir işletme gibi gördük.
Bu düşünceye öyle alışmışız ki, yarattığı tehlikeleri algılamakta zorlanıyoruz!
Oysa zaman hızla geçiyor. Geri dönülemez bir nokaya doğru.
Biz ise hâlâ tartışmadayız: Kyoto bize kaça mal olur?