AB kapılarında

Şu satırları yazarken AB ile Türkiye arasındaki pazarlıklar bütün hızıyla sürüyordu. Ne olacağı belli değil. Erdoğan "Kıbrıs koşulu geri çekilmezse ben geri çekilirim," tavrını koruyor.

Şu satırları yazarken AB ile Türkiye arasındaki pazarlıklar bütün hızıyla sürüyordu. Ne olacağı belli değil. Erdoğan "Kıbrıs koşulu geri çekilmezse ben geri çekilirim," tavrını koruyor. Doğru tavır da bu gibi gözüküyor.
Bu işin nasıl sonuçlanacağını bilemiyorum. Fakat bildiğim bir şey şudur ki, sonuç ne olursa olsun, Erdoğan bir yıldız olarak Türkiye'ye dönecek. Halkımız, dış politikada ağırlığı olan, hele Batı karşısında elini masaya vuran liderlere oldum olası hayranlık duymuştur. (Bir zamanlar Süleyman Demirel Helsinki'de yapılan bir Avrupa devletleri konferansında biraz karşı çıkar gibi yapınca büyük alkış ve destek almıştı. Yıllarca 'Helsinki Aslanı' olarak anıldı. Hatta masaya öyle bir yumruk atmış ki, koca masa ortadan çatlamış, diyenler bile oldu!)
Eğer müzakere tarihi konusundaki koşullar düzeltilirse, "Bravo Tayyip Erdoğan'a, söke söke istediğini aldı," diye alkış ve destek alacaktır. Kıbrıs koşulunun düzeltilmesini sağlayamadan dönecek olursa, bu kez de, "Bravo Tayyip Erdoğan'a, koskoca Avrupa liderlerine 'Benim size müdahanem yok, ne haliniz varsa görün, diye fırçasını attı," diyecekler.
Bizi kabulde pek de hevesli olmayan Avrupalıların ağzının payını vermiş bir kahraman lider olacak Erdoğan. Her halükârda kazançlı çıkacak.
Birkaç gün içinde Türk basınında Erdoğan'ı Atatürk'le kıyaslayan yazılar çıkarsa, hiç şaşırmayın.
Elbette en olumlu gelişme, AB'nin Kıbrıs konusunda yaptığı dayatmadan vazgeçmesi ve bu sorunun her iki taraf için de kabul edilebilir bir formüle bağlanmasıdır. Fakat, böyle bir çözüm hemen bulunamasa ve Erdoğan eli boş olarak Türkiye'ye dönse bile, benim tahminim uzun dönemde bir çözümün bulunacağı ve Türkiye'nin AB ile tam ortaklık müzakerelerine başlayacağı yönündedir.
Çünkü hemen herkesin uzun dönemli çıkarları bu yönde. Kıbrıs Rumlarının ve Yunanlıların çıkarı da bizim AB'ye girmemiz yönünde. Müzakerelerin başlamamasından veya kopmasından en fazla rahatsız olacak olanlar, Rumlar ve Yunanlılardır. Bir heyula gibi tepelerinde duran ve aralarında çeşitli anlaşmazlıklar bulunan Türkiye'den çekiniyorlar. (Bu çekinmede nesnel olarak haklı veya haksız olmaları ayrı bir konu.) AB kurumları tarafından kuşatılmış bir Türkiye'yi, AB dışında ne yapacağı belli olmayan bir Türkiye'den çok daha fazla güven verici görüyorlar.
17 Aralık'ta ne olursa olsun, uzun dönemde AB'ye girmemiz beklenebilecek en olası sonuçtur, diyorum.
Tabii bu arada anlamakta zorlandığım bazı yorumlar olduğunu da söylemeliyim. Örneğin neredeyse kırk yıldır Libya'nın başında icrayı saltanat eyleyen Muammer Kaddafi'nin şaşılası yorumu: "Türkiye bir Truva atı olarak AB'ye girecektir," demiş. Müslüman ülkelerin Truva atı! Binicisi de elbette Albay Muammer Kaddafi olacaktır, değil mi?
Bu yorumu yapan kişinin çok uzun bir dönem Libya'nın lideri olduğunu düşününce insan Arap ülkelerinin neden bir türlü serpilip gelişemedini ve neden bizim AB'ye girmemiz gerektiğini daha iyi anlıyor.