Açık uçlu Atatürkçülük

Mitingler nedeniyle yine gündeme gelen Atatürkçülük, ilericilik mi yoksa gericilik mi?

Birbirini izleyen mitinglerde 'Cumhuriyet ve laiklik' ilkelerinin ön plana çıkması gündeme tekrar Atatürkçülüğü getirdi. Bir kesime göre 'Atatürkçülük' ilericilik ve aydınlanma demektir. Başka bir kesime göre de gerilik, demokrasi karşıtlığı ve baskıcı yönetim anlamına gelmektedir.
Hangisi doğrudur dersiniz?
Pek çok konuda olduğu gibi, bu sorunun yanıtı da kavramları nasıl tanımladığınıza ve yorumladığınıza bağlıdır. 'Atatürkçülük' bir açıdan donup kalmış bir ideoloji olarak tanımlanabilir: Altı ok gibi. Laikliğin, cumhuriyetçiliğin, ulusçuluğun yanı sıra halkçılık, devletçilik ve devrimcilik gibi artık kuşkuyla bakılan ilkeleri vardır. Bu yönüyle Atatürkçülük elbette eskimiş, geçerliliğini yitirmiş bir ideoloji olarak görülecektir. Hele ilkelerinin arasında 'demokrasinin' yer almaması daha da sert eleştirilere yol açar.
Öte yandan 'Atatürkçülüğü' donup kalmış bir ideoloji olarak görmeyenler de vardır. Bunlara göre, Atatürkçülük genel anlamda bir 'modernleşme' hareketidir. 'Muasır medeniyetler' düzeyine çıkma çabasıdır. Bu anlayışla elbette demokrasiyi de içerir, AB'ye girmeyi de. Değişen koşullara bağlı olarak, 'modernleşmenin' gerekli kıldığı bütün oluşumları Atatürkçü anlayışla bağdaştırabilir, çağdaş anlayışa aykırı olanları da dışlayabilirsiniz.
Bir çeşit 'açık uçlu' Atatürkçülük anlayışı...
İkinci görüşü savunanlar şunu da vurgular: Hangi ideoloji değişmeden kalır ki? Sosyalizm, 50 yıl önceki sosyalizm midir? Liberalizm değişmedi mi? Ulusçuluk 1930'lardaki ulusçuluk mudur? Avrupa Birliği'nin ulusçuluğu yepyeni bir anlayışı yansıtmıyor mu? Değişmesi en zor gözüken dincilikte bile ciddi değişimler yaşanmıyor mu? Her şeyin durmadan değiştiği bir dünyada Atatürkçülüğün olduğu gibi kalması mümkün müdür?
Kaldı ki Atatürkçülük henüz Atatürk'ün sağlığındayken ciddi değişimlere uğramıştır.
Atatürkçülüğün 'demokrasiyi içermediği' savı da tartışmaya açık bir konu. 1930'larda demokrasi dünyanın her tarafında hızla gerilerken Türkiye iki başarısız çok parti girişimi yaşadı. Sonunda üçüncü deneyde iktidar el değiştirdi. Bu, o zamana kadar pek görülmemiş bir durumdu. Ve sormak gerekmez mi, 45 dolarlık kişi başına düşen geliriyle, olmayan orta sınıfıyla, yüzde 20'si köylerde yaşayan, yüzde 90'ı okuryazar olmayan nüfusuyla Türkiye'de nasıl bir demokrasi kurulabilirdi ki?
Belki Atatürk döneminde demokrasi kurulamadı.
Fakat, demokrasinin temelleri atıldı. Laiklik ilkesinin benimsenmesi, kadın haklarının ve eğitimin yaygınlaşması, zayıf da olsa serbest meslek sahiplerinin ve orta sınıfın oluşmaya başlaması... Demokrasinin üzerinde yeşereceği zemini oluşturdu.
Atatürkçülüğün 'eklektik' düşüncelerden oluştuğu, bir düşünce sistemi oluşturmadığı söylenir ama bu pek doğru değil. Atatürkçülük, çağdaşlaşma doğrultusunda bütüncül değişimler yapmıştır. Zamanla ve olgunlaştıkça yeni boyutlar kazanması da son derece doğaldır.
Bu görüşe göre, Atatürkçülük uzun soluklu bir çağdaşlama projesidir. Belki başlangıcını II. Mahmut'a kadar uzatabileceğimiz ve hâlâ da devam etmekte olan bir proje.