Akıl ve soğukkanlılık

Falcılar 2007 için ne dediler bilmiyorum, ama benim kahve falımda hiç de iyi şeyler gözükmüyor.

Falcılar 2007 için ne dediler bilmiyorum, ama benim kahve falımda hiç de iyi şeyler gözükmüyor.
İçeride ve dışarıda sıkıntılarımız olacak. İçerideki sıkıntılar, malum, cumhurbaşkanlığı ve genel seçim. Geçmişte laikliğe karşı çıkışlarıyla bilinen AKP liderlik kadrosunun yol açabileceği olumsuz havanın bir ölçüde dağılmasında, şu ana kadar, Sezer gibi laikliği tartışma götürmeyecek bir kişinin cumhurbaşkanı olmasının etkisi oldu. Önümüzdeki aylarda hem cumhurbaşkanlığı hem de başbakanlık AKP'lilerin eline geçerse bu toplumun laik kesimi kendini fena halde kuşatılmış hissedecektir.
Demokrasimiz böyle bir durumun yaratacağı gerginlikle baş edecek kadar olgunlaştı mı? Pek çok şeyi cumhurbaşkanı ve başbakan olacak kişilerin tavırları belirleyecektir sanırım. Bülent Arınç gibi sert mizaçlı ve kışkırtıcı bir kişiyi cumhurbaşkanı yaparsanız ülke bir hafta içinde bunalıma sürüklenebilir.
Ben her şeye karşın iyimserim. Hem cumhuriyetimizin ve demokrasimizin kurumları ve gelenekleriyle yerleştiğini düşünüyorum, hem de AKP liderlerinin iktidarları süresince deney birikimi sağladığına inanıyorum.
Ayrıca ordumuzun da 'Aman fırsat çıksa da müdahale etsek' tavrı içinde bulunduğuna inanmıyorum. 12 Eylül ve sonrasından sadece siviller değil, ordu da dersler çıkarmış olmalıdır.
Bu yıl iç politikada karşılaşacağımız sıkıntıları bir şekilde aşacağımıza inanıyorum. Beni asıl korkutan dış politika arenası. Asıl burada karabulutlar beliriyor.
Başkan Bush'un Irak değerlendirmesi komşumuzda sürüp giden iç savaşın şiddetleneceğini gösteriyor. PKK'nın Kandil Dağı'nda mevzilenmesi ve Kerkük'te Türkmenlere etnik temizlik uygulanması olasılığı önümüze tatsız ve zorlu seçenekler çıkaracaktır. Aşağı tükürsek sakal, yukarı tükürsek bıyık misali...
ABD'nin Irak'ta denetimi sağlamak için Suriye ve İran'la görüşeceği, diplomasiye öncelik vereceği beklentisi de boş çıktı. Bush sertleşme sinyalleri verirken, Amerikan askerleri İran'ın Erbil Konsolosluğu'nu bastı, görevlileri alıp götürdü.
Bu arada İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine nükleer silahlarla saldıracağı söylentileri yoğunlaşıyor.
İşte böyle bir ortamda MİT Müsteşarı'nın saldırgan bir dış politika önerisiyle ortaya çıkması elbette rastlantı değildi. Ve geleneksel Türk dış politika anlayışından köklü bir kopuş anlamına geliyordu.
MİT Müsteşarı'nın bu sözleri (birkaç istisna dışında) genel kabul gördü. Oysa (Murat Belge'nin dünkü yazısında pek güzel belirttiği gibi) muğlak ifadelerle ve kafa karışıklığıyla malul bir metindi. Buna rağmen alkışlanması, dış politikada maceraya atılma eğiliminde olanların hiç de az olmadığını gösterdi.
Benim kahve fincanıma göre Ortadoğu o kadar çok zamanımızı ve enerjimizi alacak ki, AB ve Kıbrıs, gündemdeki önemini hiç olmazsa bir süre için yitirecek. ABD ile ilişkilerimizin daha da sıkıntılı olması mümkün.
'Irak'a bizim doğrudan müdahalemiz ne gibi sorunlar yaratır' sorusunun yanıtını Hasan Cemal dünkü yazısında ele almış. Fakat, 'yükselen milliyetçilik' duygularının yarattığı hava içinde, rasyonel tartışmaların fazla bir ağırlığı olmuyor korkarım.
Üstelik akla ve soğukkanlılığa en fazla ihtiyacımızın olduğu bir sırada!