AKPAK Parti

'İsmiyle müsemma' derdi eskiler. Yani adı gibi olan insan. Herkes ismiyle müsemma değildir elbet. Çocuğunuza 'Çınar' adını koyarsınız, o kadar da özenirsiniz, sonunda ola ola çalı gibi bir şey olur.

'İsmiyle müsemma' derdi eskiler. Yani adı gibi olan insan. Herkes ismiyle müsemma değildir elbet. Çocuğunuza 'Çınar' adını koyarsınız, o kadar da özenirsiniz, sonunda ola ola çalı gibi bir şey olur. 'İffet' dersiniz, iffetsiz çıkar. 'Yiğit' dersiniz korkak olur...
Ama gene de iddialı ad koymaya bayılırız. 'AK' Parti gibi. İsmiyle müsemma olması için bu partinin yolsuzluklardan uzak durması gerekirdi. Yalnız uzak kalmak da yetmez, yolsuzluklara karşı aktif bir politika izlemesi beklenirdi. Örneğin milletvekili dokunulmazlıklarının sadece yasama faaliyetiyle sınırlanması, yolsuzlukları kapsamaması beklenirdi. Üstelik 'AK' Parti iktidara gelince bunu yapacağına söz de vermişti.
Ama yapmadılar. Gerekçe olarak da 'Bürokratların da dokunulmazlığı var, önce o kalksın!' dediler. 'Kaldır o halde!' Buna da bir türlü yanaşmadılar.
Yolsuzluklar 'AK' dönemde azalmadı, tam tersine arttı. Özellikle AK belediyeler hem siyasal propagandanın, kadrolaşmanın hem de yolsuzlukların merkezi haline geldi. AK'lıların kendisi bile bu yolsuzluklardan yakınır oldu.
Bu durum garip bir paradoksu sergiliyor. 'AK' Parti, dindar ve muhafazakâr insanların partisi olma iddiasında. Ama dört buçuk yıllık icraatına baktığımız zaman hiç de böyle olmadıklarını görüyoruz.
Aslında şu anda 'AK'ın kadrosunu oluşturan kişilerin siyasal kökenlerine baktığımız zaman da benzer bir tablo görüyoruz. AK'ın babası olan Refah Partisi yöneticilerinin çoğu partiye yapılan Hazine yardımını usulsüz kullanmaktan ceza aldı. Hem de başta Erbakan olmak üzere! Bazı AK'lılar da dokunulmazlık zırhına bürünerek bu cezadan şimdilik kurtulmuş oldu.
Bu durum Sn. Erbakan'ın ilk vukuatı da değil. Daha önce de Selamet Partisi döneminde iktidar olunca o kadar çok yolsuzluğa bulaşmışlardı ki, sonunda bu işi normal göstermek için Erbakan tarihi bir söz söylemişti: "Benim için haram olan, partim için helâldir!"
Yani demek istiyor ki, "Tamam, yolsuzluk yapılıyor, ama bunu partim için yaptığımızdan mubahtır."
Sol hareketin hızlı olduğu günlerde yolsuzlukları haklı göstermek için solcular aynı mantığa başvururdu: "Kapitalistlerin malını çalmak ahlaka aykırı değildir! İşçileri sömürerek edindikleri serveti geri alıyoruz, o kadar!"
Çetin Altan da o dönemlerin en keskin laflarından birini etmişti, "Solcular yalan söylemez!" diyerek.
Ama hayat bize gösterdi ki, sağcılar da, solcular da hem yalan söyleyebilmekte, hem de yolsuzluklara bulaşabilmektedir.
Aslında kimse ismiyle müsemma değil galiba!