Alıp başını gitmek

Say'ın 'Dinciler kazandı, giderim!' çıkışı ses getirdi. Durum öyle umutsuz olamayabilir aslında

Fazıl Say'ın 'Dinciler kazandı, biz kaybettik, bu kadarına da dayanamam, çeker giderim başka ülkelere!' çıkışı bir hayli ses getirdi. 'Aman, gidersen git, yolun açık olsun' diyenler de oldu, 'Dur gitme, deli misin, kal da mücadele et' diyenler de.
Doğrusu bu konuda kendimi söz söylemeye ehil ve yetkin görmediğim için bir şey yazmadım. Sayın Say'ın kişisel tercihidir, daha mutlu ve verimli olacağına inandığı başka bir ülke varsa gider. Bir gün gelir oradan da sıkılır, geri döner! Büyük bir sanatçımızdır, gitse de, kalsa da başımızın üstünde yeri vardır.
Özellikle sanatçılara ülke beğendirmek de biraz zor oluyor galiba. Tarkan Amerika'da, Orhan Pamuk Amerika'da, Fazıl Say gitme niyetinde, eh Perihan Mağden de kalkar giderse sayıları bir hayli artmış olacak.
McCharthy döneminde Amerika'dan az mı sanatçı başka ülkelere göç etmişti. Tabii ki şu anda Türkiye'de McCharty dönemi gibi baskıcı bir dönem yok.
Fakat, laikliğe inanan insanları rahatsız edecek gelişmeler var ve görünüşe göre artarak devam edeceğe benzer. Fazıl Say'ın bu gidişten rahatsız olması da son derece normal gözüküyor.
Ayrıca, 'Kalkar giderim' dediği için Say'ı kaçmakla, mücadele etmemekle suçlamak da doğru değildir kanımca. Çekip gitmek de bir mücadele yöntemi olabilir!
Bu öyküde beni en çok rahatsız eden şey, Milli Eğitim Bakanı'nın tavrı oldu. Say, "Resim ve müzik derslerini kaldırmak istiyorlar, 10 bin müzik öğretmeni kadrosu boş, atama yapmıyorlar" dediği için bakanlık Say'ı dava edecekmiş!
Allah aşkına, burada dava konusu olacak bir şey görüyor musunuz? Diyelim ki Say yanlış bilgilendirilmiştir, yanlış şeyler söylemiştir, bunun için dava açılır mı? Bakanlık bir açıklama yapar ve yanlışları düzeltir! Dava açmak neden? İlle de birilerinin kafasına vurmak, canını yakmak mı gerekiyor?
Yanlış anlaşılmasın, bu 'dava açma sendromu', sadece Milli Eğitim'e özgü bir şey değil, toplumumuzun yeni hastalıklarından birisidir. Herkes birbirini dava etme peşinde. Başbakan köşe yazarlarını ve karikatüristleri dava ediyor, karikatüristler birbirini dava ediyor, trafik kazaları uzlaşmadan çok dava ile sonuçlanıyor. İnsanlar birbirlerinin açığını arıyor dava etmek için. Yargıçların önündeki masalar, hiçbir zaman hakkıyla okuyup bitiremeyecekleri dosyalarla dolu...
Dünyada birbirini en çok dava eden toplumlardan birisiyiz.
Fakat gene de şükretmek lazım.
En azından davalarımız şeriat mahkemelerinde görülmüyor. 'Katifli kız' davasını okumuşsunuzdur. Suudi Arabistanlı olan 19 yaşındaki bu kıza yedi erkek defalarca tecavüz etti. Kız, yakın akrabası olmayan biriyle aynı otomobilde bulunduğu için 90 kırbaç ve altı ay hapis cezasına çarptırıldı. Olay basına yansıyınca, 'bilgi sızdırdığı' için kızın cezası 200 kırbaca çıktı!
Dün öğrendik ki, Suudi Kralı kızı affetmiş!
Tabii dünyada uyanan tepkilerin bir sonucu olarak!
Bu tür olaylara bakınca, ülkemizin çağdışı şeriat yasalarına döneceğini düşünemiyorum bile. Olsa olsa Suudi Arabistan veya İran gibi ülkeler daha laik bir hukuk anlayışına doğru kayacaktır. Bunları, Fazıl Say'ı yolundan çevirmek için söylemiyorum. Ama her şey gözüktüğü kadar kara ve umutsuz olamayabilir demek istiyorum.